Bugün, 28 Kasım 2020 Cumartesi


Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


YOZLAŞMAYA DİKKAT

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu en önemli sorun, toplumun hızla yozlaşması, değerlerimizin, kutsallarımızın gittikçe aşınmasıdır.


Ülkemizin bugün içinde bulunduğu en önemli sorun, toplumun hızla yozlaşması, değerlerimizin, kutsallarımızın gittikçe aşınmasıdır.
Sosyolojik araştırma sonuçları durumun vahametini ortaya koymaktadır. Gelecek kuşaklarımızı bile olumsuz etkileyecek bu olguya, acil çözümler getirilmesinde geç bile kaldık.
Toplumsal olayları izlediğimizde derin şoklar yaşıyoruz. “Bize ne oldu böyle?” gibi sorular soruyoruz. Her gün kavga, gerilim, cinayetler, ahlaksızlık, edepsizliklerle dolu haberleri görmekten, okumaktan endişeler içinde kalıyoruz.
Küreselleşme ve tüketim ekonomisinin sunduğu değerler, kültürler, stratejiler dikkate alındığında, toplum ve bireyler hızlı bir değişim içinde kendilerini buldular.
Özellikle hızlı teknolojik gelişmeler ve getirdiği kültür, bizi derinden sarsıyor.
Özcan Yeniçeri diyor ki: “Yeni nesil artık annenin, babanın değil, bilgisayarın, internetin, cep telefonlarının çocuklarıdır. Teknoloji çocuğu ailenin, öğretmenin ve imamın elinden almıştır.”
Z kuşağının, bilişim iletişim teknolojisi içindeki olumlu konumları yanında, sorunlu tarafları acilen iyileştirmeye gitmek hayati bir konumuzdur.
Güzel ve yalnız ülkem bu süreçleri yaşarken en önemli rolleri üstlenmesi gereken medya dünyası ne alemdedir? Maalesef sorunun cevabı olumsuzdur. Bırakınız iyi rol oynamayı, medyanın kendisi sorundur.
Ne yazık ki Türk medyası, yozlaşma ateşine odun taşımaktadır.
2000’li yıllardan sonra ülkemizde televizyon kanallarının programlarının, dizilerinin amacı, içeriği; toplum değer yargıları ve kültürel temelleri üzerinde çok etkili olmuştur.
Küreselleşme, teknolojideki gelişmeler ve bunların getirdiği değişimleri esas alırsak, konunun sosyolojik boyutlarının ne kadar önemli olduğu görülecektir.
Tüm medya özellikle televizyonlar toplumun siyasal, sosyal, ekonomik düşüncelerini, değer yargılarını ciddi anlamda etkilemekte ve yönlendirmektedir.
Kanalları, insanlarımızı, dünyayı gerçek ya da sahte anlamda yeniden değerlendirmeye, oluşturmaya zorlamaktadır. Siyasal, kültürel, toplumsal değerlerimiz yeniden inşa edilmektedir.
Hangi siyasal güç, televizyon kanallarını elde tutmuş ise, yanlı yayınlarla insanları şartlandırmaktadır. Kısacası ülkemizde siyaset algıya dönüşmüştür. Her akşam haberlerde tekrar edilenler, zamanla gerçeğe dönüşmektedir.
Dünyada televizyon karşısında gününü geçirmekte saat olarak Türk insanı ön sıralarda yer almaktadır.
Programların eğitici vasfından çok, dedikodu, güzel hayat, yemek içmek, şiddet, tüketim kültürü, reyting almak, sanal bir dünya yaratmak amacı yıkıcı etkiler yaratırken; RTÜK’ün etkisizliği geleceğimiz açısından çok kaygı vericidir.
Televizyonlar, kitap gazete girmeyen meskenlerimizi görsel etkileme gücü ile derinden etkilemiş, yeni dünyalara insanlarımızı götürmüştür.
Ülkemizde her gün şiddet yaşanmaktadır. Dizilerin çoğu şiddet eksenine oturmuştur. Bu da özellikle gençlerimiz üzerinde yıkıcı etki yapmaktadır. Dizilerdeki ahlaksız objelerde işin daha vahim yanıdır.
Toplumdaki ekonomik sorunlar, maneviyat yetersizliği de çözülmeyi hızlandırmaktadır.
Genç işsizlik oranı %26’yı bulmuş ise, toplumun %63’ü yargıya, yüzde 82’i medyaya, %95’i yanındaki insanlara güven duymadığını söylüyorsa varın gerisini siz düşünün.
Dizilerdeki karakterlerde kendini bulmaya çalışan, bu tiplerle kendini özdeşleştiren, hayranlık besleyen gençlerimiz, sonuçta psikolojik travmalar yaşamaktadır. Aile ile çatışmalarda beraberinde gelmektedir.
Birkaç yıl önce, Denizli’deki evlerinden kaçan altı genç kız, Marmaris’te bulundu. Polisler aileleri çağırdı, kızlar evlerine dönmek istemediler. Birinin çaycılık yapan babası; “kızım televizyon dizilerinden çok etkileniyor, oradaki hayatı istiyor, veremiyorum” diye yakınmıştı.
Sözün kısası, çürüyen zambak bile zehirli otlardan daha kötü kokuyor.
Medya patronları, siyasiler, yetkili kuruluşlar, aydınlar, RTÜK, acilen her tür toplumsal çürümenin önüne geçmelidir.
Değerlerine ihanet eden bir ülke, aynı zamanda çıkarlarına, geleceğine de ihanet eder.