Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


YERSİZ VE MİLSİZLERİN BÜYÜK GÜNAHLARI

Kalite ve istihdam olgularını umursamaksızın niceliği artırarak üniversite giriş sınavını fiilen önemsizleştiren uygulamanın sahibi hiç şüphesiz Ak Parti’dir.


Kalite ve istihdam olgularını umursamaksızın niceliği artırarak üniversite giriş sınavını fiilen önemsizleştiren uygulamanın sahibi hiç şüphesiz Ak Parti’dir.
Artık çeşitli bölümlerin çoğuna girmek için sınavda net miktarı ile ölçülen başarı sınırının bile kalmadığı ortada. 
Ecevit’in sınavsız geçiş adıyla meslek yüksekokullarını değersizleştirmesine uygun bir hamleydi bu.
Tabi bu her ne kadar yetki kullanan güruh için vız gelip tırıs gitse de nitelik denen zavallı resmen ayağa düştü.
“İnsanlar artık sadece kendilerine öğretilenlere inanacak kadar eğitilmişler ve kendilerine öğretilenlerden hiçbir şeyi sorgulayacak kadar eğitimli değiller.”
Benim 1980’lerde mezun olduğum lisenin pek çok açısıyla akademik anlamda bugünkü lisans bölümlerinin ekseriyetinden daha yüksek bir kaliteyi temsil ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Mezunlar bakımından da durum aynen öyle.
Bir şekilde belgelendirilen o kadar çok ve iddiasız mezun var ki, bir avukatı, mühendisi veya ciddi diğer lisans düzeyinde bazı meslek diplomalı genci asgari ücret civarında çalıştırmak çok kolay.
O tür bir iş dahi bulamayan veya kuramayan binlerce lisanslı genç ise oldukça cılız profilli lisansüstü programlara kaydolup para ile satın aldığı tezlerle bir de master derecesine sahip oluyor yahut zincir bakkallarda torpille kasiyerlik kariyerine başlıyor.
Bu arada memleketin çarklarının hayatî değerde muhtaç bulunduğu nitelikli ara elemanların eksikliği ağırlığını artarak hissettiriyor.
Halbuki her şeye rağmen sisteme dâhil olan o ara elemanlar, teknisyen ve teknikerler, eğer kendi işlerini kurarlarsa üç beş yıl içinde ev, araba alabiliyor, yuva kurup çoluk çocuğa karışıyor, toplumda ciddi manada yer ediniyorlar.
Meslek liseleri ve meslek yüksekokulları desteklenmeli, oralarda donatılanların itici güç olacağı bir kalkınma modeli özendirilmeli iken gençliğimizin vasıfsız lisans ve yüksek lisans dereceli pusulasız bireyler olarak formatlanıp otuzlu yaşlara umutsuzluk gemileriyle taşınmaları hem anlamsız hem de tehlikeli.
Artık en azından “kâğıt üzerinde eğitimli” ama işsiz milyonlar var elimizde.
Aile kurmaktan gittikçe uzaklaştırılan onları uyutacak başka bir oyuncak da kalmadı.
Evet, an itibarı ile üniversitelerimizin ciddi bir yüzdesi sadece oyalamaya yarıyor, evrensel formasyonu da meslekî biçimlendirmeyi de başaramıyor.
Hoca sorunsalı, atölye ve laboratuvarsızlık, saçma sapan yönetici profili, anlayış bozukluğu, plansızlık, muhteris politikacıların müdahalesi gibi etkenler de işin içine girince sonucun ardışık felaketlerin tellallarını haklı çıkaracak kadar kötümser sinyaller vermesi normalleşiyor.
“Biz gidersek fetö gelir.” Diyenlere, “fetö kalsaydı zaten aynen bunları yapardı” diye cevap vermekteyiz.
Doğrusu fetönün gittiği falan da yok.
Ülkemizin en önemli fırsat penceresi olan genç nüfusumuz hak ile yeksan ediliyor nitekim.
Umutsuz, inançsız, ülkenin hedefleriyle ilgisiz ve ilişkisiz, milleti ve devletiyle gönül bağını yitirmiş veya koparmış bir gençliğin neden inşâ edilmekte olduğunu anlayan varsa beri gelsin.
Bir takım stk’ların belediyelerce kullandırılan kamu kaynakları marifetiyle sözde yerli ve milli gençlik yetiştirmekte olduğu da büyük bir yalan.
Onları pudra şekeri dedikleri pahalı uyuşturucuları çekerken, çok ama çok pahalı arabalarla poz verip sosyal medyada yayınlarken, dinî ve kültürel değerlerin içini boşaltıp yetim hakkını ejder meyveli smoothie gibi götürür iken temaşa etmekteyiz.
Bakınız burası çokomelli, arsız ve yüzsüzlerin teşhirci şımarıklığı ile onlardan haberdar oluyoruz, ayrıca araştırmaya gerek yok.
Başını nereye çevirse mide bulandırıcı pislikleri görmemek mümkün değil iken söylediğim gerçekleri ilk kez benden duyan var mı aranızda?
Biliyor, şahit oluyor ama susuyorsunuz, e size yakışan da bu, ne diyeyim.
Vatanımızın sınırlarında “hudut namustur” diye tabelalar asılıdır.
Hudutların içi elden gitmişse bunu nasıl tarif etmeli?
Devrim gücünde bir eğitim reformuna acilen ihtiyaç var.
20 yıldır milli eğitimi ve YÖK’ü yönetenlerin Kasımpaşa diye biten özdeyişlerine göre böyle bir niyetleri hiç olmadı.
TÖRE meselâ, okullarda lafı ediliyor mu?
“Tanrısal Hikmet” demektir TÖRE…
Adı bu olan bir ders paketinin, yoğunluğu kademeli olarak artan 3-4 parçalı müfredat bütünü ile ilk, orta ve liselere konması gerekir.
Bilgeliğimizin unutulmuş künyesinde kalın harflerle yer bulan tasavvufun Türk yorumunun da aynı anlayışla derse dönüştürülmesi lazım gelir.
Benzer şekilde “düşünce” temalı derslere de başvurmalıyız.
Var mı, yok!
Varsa yoksa test…
Gerçek hayatla ilgili çözümlemelere ulaşmak bağlamında donatılmayan gençlerin adını bile koyamadıkları huzursuzluk girdaplarında savrulmalarından delice zevk alan kim varsa, kim olduğuna bakanların kafalarının da sorgusuz uçurulması şartıyla temizlenmesi bekâ meselesidir.
Doğru anladınız.
“Biz gidersek…” diye başlayan her cümle zehirlidir.
Çünkü devamında hep “kandırıldık” kelimesi gelir.
Herkes susmalı, töre konuşmalıdır.
Amasız, fakatsız, lâkinsiz.