Yazarın Diğer Yazıları


Mert TEKNECİ


TÜRKİYE’DE BİOKÜTLE ENERJİ KULLANIMI

Biokütle, bir türe veya çeşitli türlerden oluşan bir topluma ait yaşayan organizmaların belirli bir zamanda sahip olduğu toplam kütle olarak tanımlanabilir.


Biokütle, bir türe veya çeşitli türlerden oluşan bir topluma ait yaşayan organizmaların belirli bir zamanda sahip olduğu toplam kütle olarak tanımlanabilir. Dünya’daki enerji kaynakları arasında biokütlenin farkı, hammaddenin insanlar tarafından üretilebilir olmasıdır. Hızlı bir artış gösteren nüfus ve sanayileşme, enerji ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Enerjinin çevresel kirliliğe yol açmadan sürdürülebilir olarak sağlanabilmesi için kullanılacak kaynakların başında ise biokütle enerjisi gelmektedir. Biokütle enerjisi; tükenmez bir kaynak olması, her yerde elde edilebilmesi, özellikle kırsal alanlar için sosyo-ekonomik gelişmelere yardımcı olması nedeniyle uygun ve önemli bir enerji kaynağı olarak görülmektedir. Biokütle için mısır, buğday gibi özel olarak yetiştirilen bitkiler, otlar, yosunlar, denizdeki algler, hayvan dışkıları, gübre ve sanayi atıkları, evlerden atılan tüm organik çöpler (meyve ve sebze artıkları) vb. kaynak oluşturmaktadır. Petrol, kömür, doğal gaz gibi tükenmekte olan enerji kaynaklarının kısıtlı olması, ayrıca bunların çevre kirliliği oluşturması nedeni ile biokütle kullanımı enerji sorununu çözmek için giderek önem kazanmaktadır. 
“Biokütle” kavramı yağlı tohumlu bitkilerden, büyük sanayi tesisleri atıklarına kadar çok geniş bir yelpazede yer alan maddeleri tanımlamaktadır. Biokütle enerji santralleri fosil yakıtlı santrallerden daha fazla CO2 (karbondioksit) yayarlar, çünkü odun ve diğer biokütle türleri karbon açısından zengindir ama enerji açısından zengin değildir. Bu, yanan biokütlenin fosil yakıtlara kıyasla yakıtta bulunan birim enerji başına daha fazla CO2 salması anlamına gelir. Ayrıca, biokütle yakıtlarının nispeten yüksek nem içeriğine sahip olması ve “faydalı” enerji üretiminden önce fazla suyu kaynatmak için önemli bir enerji harcaması nedeniyle, biokütle enerji santralleri gaz ve kömür yakıtlı santrallerden çok daha az verimlidir. Daha düşük verim, bir biokütle santralinden belirli bir miktarda elektrik enerjisi üretmek için daha fazla yakıtın gerekmesi ve daha fazla yakıtın yakılmasıyla daha fazla kirlilik yaratılması anlamına gelir. 
Türkiye enerji atlasının 2018 verilerine göre ülkemizde üretilen enerjinin %48’i yerli kaynaklı %52’si ise ithal kaynaklıdır. Türkiye’de yine 2018’de 100 tane Biokütle Enerji Santrali bulunmaktadır. Bu yüz santralin toplam kurulu gücü 815 MW’tır. Ancak bu santrallerin sadece 530 MW kadarı kayıtlı santraldir. Biokütle Enerji Santrallerinin yıllık enerji üretimi ise 2.77 GWh’tir. Tüm enerji üretim kaynakları baz alındığında Biokütle Enerji Santralleri ülkenin kurulu gücünüm yalnızca %0,89’unu oluşturmaktadır. Bu 100 santralinin sadece 13 tanesinin kurulu gücü 10MW üzerindedir. 
    Günümüzde kullanılan enerji kaynakları en genel hatlarıyla; fosil yakıtlar, gaz yakıtlar, nükleer, hidrojen, jeotermal, rüzgâr, güneştir. Yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlara olan talep sürekli artsa da bu yakıtların sürdürülebilirliği, rezervlerinin azalması ve olumsuz çevresel etkileri sebebiyle mümkün olmayacaktır. Yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının özellikle çevre, ekonomi ve enerji güvenliği olmak üzere pek çok açıdan faydası ve diğer kaynaklara kıyasla üstünlükleri bulunmaktadır. Yenilenebilir enerji teknolojileri içinde önemli kaynaklardan biri biokütledir. Biokütle enerjisinde kullanılan hammaddeler; odun, ormanlardan elde edilen artık maddeler, tarımsal ürünler ve tarımsal artıklar olarak sayılmaktadır. Biokütle enerji kaynakları; ısınma, yakıt ve elektrik enerjisi gibi birçok amaçla kullanılabilmektedir. Bioyakıt biokütle ile elde edilen katı, sıvı veya gaz haldeki yakıtları ifade etmektedir. Enerji tarımı yöntemiyle hem tarım alanları değerlendirilmekte hem de yetiştirilen bitkilerle bioyakıt elde edilmesi sağlanmaktadır. Enerji tarımında yetiştirilen başlıca bitkiler; mısır, buğday, soya, şeker kamışı, şeker pancarı, tatlı darı, kanola, ayçiçeği, yoncadır. Bu bitkiler yağ, şeker, nişasta ve selüloz açısından zengin bir içeriğe sahip olduklarından enerji üretiminde yüksek verim elde edilebilmektedir. Aynı zamanda tarımsal üretim sırasında ortaya çıkan tarımsal artıkların da değerlendirildiği bu yöntem sayesinde, tarımsal artıkların yakılarak bertaraf edilmesi sorunu ortadan kalkmaktadır. 
Biokütle enerjisi, ülkemizde henüz istenilen düzeye ulaşmamasına rağmen bu konu hakkında hem devletimiz hem meslek odaları gibi STÖ’ler birçok çalışma yapmıştır. Ülkemiz, potansiyel olarak organik atıklarını ve çöplerini tam istediğimiz düzeyde kullandığında hem ithal enerjiyi azaltarak ülke ekonomisine katkı sağlayabilir hem şehir planlamasında istenmeyen çöplükleri azaltabilir hem de kırsal alanların kalkınmasında faydalı olabilir bir noktaya gelecektir. Ancak bunların yanı sıra ülkemizde Çarşamba ovası gibi tarım merkezlerine biokütle enerji santralleri kurmak tarım arazilerini olumsuz etkileyebilir. Gittikçe kuraklaşan dünyamızda artan nüfus, enerji açığı doğurduğu gibi besin ve tarım açığı da doğuracaktır. Bu yüzden fosil yakıtlara nazaran daha temiz olsa da yine de atmosfere CO2 salınımı yapan biokütle enerji santralleri yerine güneş, rüzgar gibi hem temiz hem de hammaddeye ihtiyaç duymayan enerji sektörlerine yönelmeliyiz. Aynı güçte RES ya da GES kurmaktansa BES kurmak daha az maliyetli olabilir. Ancak ülkemiz yıllardır dünyadan bir iki adım geride kalarak yatırım yapmanın sorumluluğunu taşıyor. Doğamıza ve toplumumuza daha temiz ve daha yüksek potansiyelli enerji sunmak yerine çağın gerisinde kalmayı yeğlemek, ülkemizin ve milletimizin kötülüğünedir. Avrupa ülkelerinin, bizden daha az güneşten yararlanmasına rağmen Almanya’nın bizim toplam kurulu gücümüzden daha fazla GES ve RES kurulu gücüne sahip olması bunun en somut örneğidir. Yenilenebilir enerji kaynakları her zaman toplumların ve doğanın yararına çalışamayabiliyor. HES yaparken kuruttuğumuz dereler, kestiğimiz ağaçlar bunu bize kanıtlıyor. Doğru enerji politikalarının yanlış uygulanması bizi doğru sonuca yaklaştırmaz. Bu yüzden biokütle enerji planlanması özenle seçilip uygulanmalıdır. Yoksa bu sektörün fosil atıktan tek farkı ithal enerjiyi azaltmak olacaktır. Ayrıca biokütle enerjisini her zaman santral olarak düşünmeyip birçok ülkenin ihraç etmek istediği hammaddeyi satarak ülkemiz ihracat hacmini büyültebilir.