Bugün, 28 Ekim 2020 Çarşamba


Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


TÜRKİYE MİSYONUNA DÖNECEKTİR

Hıristiyan Batı alemi, 1878 Berlin Antlaşması’ndan beri, Türklere karşı Ermenileri kullanmak, onların siyasal geleceklerini belirlemek sürecini resmen başlatmıştır.


Hıristiyan Batı alemi, 1878 Berlin Antlaşması’ndan beri, Türklere karşı Ermenileri kullanmak, onların siyasal geleceklerini belirlemek sürecini resmen başlatmıştır.
Yüzyıllardır birlikte yaşayan Türkler ve Ermeniler, görünen o ki, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadıkları olaylar nedeniyle, kıyamete dek sorunlu olacaklardır.
Bu trajedilerden, başta Rusya olmak üzere, İngiltere ve Fransa sorumludurlar. Kendi çıkarları için Ermenileri, Osmanlı Devleti’ne karşı her türlü destekleyip, eyleme geçirmişlerdir.
Ermeniler de “Büyük Ermenistan” hayal etmişlerdir.
Tüm yaşananlar temelde medeniyetler çatışmasıdır, dinimizin, tarihimizin, coğrafyamızın getirdiği sonuçlardır. Gelecekte de yaşanacaktır.
Asıl sömürülen konu, 1915 sözde soykırım olaylarıdır ki, olan bitenler, 1948 “BM Soykırım Resmi Tanımı”na uymamaktadır. Uyumadığını aslında Batı alemi bizden iyi bilmektedir.
Soykırımı resmi belgelerle, uluslararası mahkemelerde ispatlasınlar, biz de kabul edelim.
Tarihimizde soykırım örneği hiçbir utancımız yoktur.
Türkiye’yi uluslararası alanda kuşatmak, devamlı baskılamak, ödün koparmak, politik amaç ve stratejileri için yararlanmak bakımından olayı kullanmaktadırlar.
Şüphesiz ki, konu Türkiye’yi dış politikada rahatsız etmektedir.
Sovyetlerin dağılması ile kurulan bugünkü Ermenistan, Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmıştır.
Türkiye, 1991’de Ermenistan’ı resmen tanımış, iyi ilişkiler kurmak istemiştir.
Ermenistan’ın Türkiye’ye yaklaşımı ise, iki taraf arasında olumlu ilişkiler kurulamayacağını göstermiştir.
Ermenistan Parlamentosu’nun 1990’da kabul ettiği “Bağımsız Bildirgesi”nin 11. maddesinde, bizim D. Anadolu Bölgemiz için, “Batı Ermenistan” ifadeleri yer almaktadır.
Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinde Devlet Arması’nda, Ağrı Dağı’nın bulunduğu yazılıdır.
Ermenistan, Gümrü, Kars ve Lozan Antlaşmalarını kabul etmemektedir.
Bütün dünyada aleyhimize lobi faaliyetleri yürütmektedir.
Büyük Ermenistan ideali için, Türkiye’nin 20 ilini hedeflemektedir. Mondros Mütarekesi’nde Vilâyat-ı Sitte, altı doğu ili diye geçen bölge bugünkü idari yapımıza göre, 20 ilimizi kapsamaktadır.
Türkiye, bütün bunlara rağmen, Ermenistan ile siyasi ilişkiler kurmak çabalarını sürdürmüştür.
Türkiye, Ermenistan’a insani yardımlarda bulunmuştur.
Türkiye, 1922’de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne kurucu üye olarak Ermenistan’ı davet etmiştir.
Türkiye, 1993’te Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan’ı devamlı uyarmış, çıkacak sonuçlardan sorumlu olmadığını bildirmiştir.
Sonuçta Türkiye, kendi hava sahasından Ermenistan’a uçuşları yasaklamış, ayrıca bu ülkeyle olan sınırlarını kapatmıştır.
Daha sonra hava koridorlarını açan Türkiye, bu jestine olumlu karşılık bulamamıştır.
Ermenistan’ın tüm politikaları, stratejileri, eylemleri, Hıristiyan dünyasının başat güçlerinin beyinlerinden çıkmaktadır.
Berlin’den Sevr’e Ermeniler için, kimler maddeler düzmüş, himaye hakları almış ise bugün de esas muhatap onlardır. Hangi oyun kurucular, Mondros’a yazdıkları Vilâyat-ı Sitte için, ”Ermeni vilayetleri” diplomatik dilini kullanmışlarsa, Ermenilerin dayısı, arkası onlardır.
Asala’nın arkasında kimler varsa, Ermenistan’ın babası onlardır.
Bugün Türkiye’de faal halde 42 kiliseleri vardır.
İstanbul’da 60 bin Ermeni yaşamaktadır. 17 Ermeni sivil özel okulunda 6 bin öğrenci bulunmaktadır.
Hemen belirtelim ki, TC vatandaşı olan bu insanlarımızla sorunumuz yoktur, olamaz. Dıştaki gelişmeleri asla bu insanlara yansıtmamalıyız.
Türkiye, 1990’lardan sonra çok değişen dünyada kartların yeniden karıldığını, bazı ittifak, dengeler ve değerlerin içinin boşaldığını, yeni dünyalar kurulduğunu artık görmektedir. Batı ile olan tüm ittifaklar gözden geçirilmelidir.
Ne yazık ki “İslam Ümmeti’nin Birliği”nin gerçek hayatta karşılığı kalmamıştır. Hz. Osman’ın son yıllarından beri böyleydi. Kudüs gitti. Bugün Mekke ve Medine’de yönetimde bulunan kişiler, CIA, MOSSAD himayesindeki adamlardır, alem-i İslam’a utanma hissi vermekte, vicdanları sızlatmaktadırlar.
Haçlı seferleri dönemlerinde bile görülmeyen bir zillet dönemine tanıklık etmekteyiz.
Türkiye, büyük olmak, büyük düşünmek, her alanda güç olmak zorundadır.
Azerbaycan topraklarını işgal edip soykırım yapanlar, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize kan kusturanlar, Uzak Doğu’da Müslümanları işkenceden geçirenler, Filistin’de dindaşlarımızı devamlı ezenler, Ankara ne tepki verir? Ne yapar? Diye kara kara düşünmelidir.
Zayıf olmak kusurdur, güçlü olmak hayatın gerçeğidir.
Türkiye, tüm Türk dünyası ile her alanda işbirliğini artırmaktadır. Azerbaycan’daki soydaşlarımızı, din kardeşlerimizi desteklemeli, üstelik mağdur taraftır, bu Rabbimin emridir. Türkiye, tüm mazlumların beklediğidir.
Türkiye, orta gelir, orta demokrasi, orta hukuk, orta eğitim tuzaklarından, sarmallarından hızla çıkmalıdır.
İç cephemiz güçlendirilmelidir, milli bilincin bütünlüğün zayıflamasına, toplumsal ahlaki çözülmeye asla meydan verilmemelidir.
Eğitim sistemimiz içinde, okullarımızda tüm kademelerde Ermeni sorunu, iç ve dış tehditler tüm boyutlarıyla genç kuşaklarımıza sunulmalıdır.
Türkiye, Batı beslemesi, kimlikleri ile sorunlu bulunan, “bizde Ermeniyiz”, “Soykırım vardır, inkâr etmemeliyiz, tarihimizle yüzleşmeliyiz” grubuna çok dikkat etmelidir.
Bilim, yüksek teknolojiye önem verilmeli, tarım asla ihmal edilmemeli, katma değeri yüksek ürünler üretimine bir an önce öncelik tanınmalıdır.
82 milyonluk, iri, diri, bir olmuş Türkiye ile hiçbir güç baş edemez.
Tarih bizi çağırıyor, bizi büyük devlet olmaya zorluyor.