Bugün, 11 Ağustos 2020 Salı

Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


TARİH ASLA UNUTMAZ

.


15 Temmuz 2016'da Fethullahçı cemaat yapılanmasının devletimizi ele geçirmek için yaptığı darbenin üzerinden 4 yıl geçti.

15 Temmuz gecesi, ülkemizin devletimizin geleceğini, halkın cesareti feraseti ile devletin bazı kademelerindeki yürekli vatanseverler kurtarılmışlardır. Devlet-millet uçurumun kenarından dönmüştür.

Türkiye'nin, 15 Temmuz öncesi, gecesi, sonrası için ciddi anlamda yüzleşmesi, olayın net biçimde çözümlenmesi, geleceğimiz için hayati önemdedir.

15 Temmuz darbesinin tüm yönlerinin açığa çıkmadığını düşünenlerdenim.

Darbenin siyasal ayağı üzerinde yeterince durulmamıştır.

Tarihin hafızası, toplumun hafızası gibi değildir. Tarih bütün olanları kaydeder, gerçek bir süre sonra ortaya çıkar. Tarih asla unutmaz.

Şurası net bir gerçektir ki, cemaatlerin, tarikatların, resmi kamusal alanlarda kurumlarda hedef tutması, siyaset ve ticarete yoğunlaşması, yozlaşması, önemi toplumsal ve siyasal sorunlara yol açmaktadır.

Hakk’a, halka hizmet durumunda olan bu yapılanmaların sınırları netleşmelidir. Bu nokta çözülmez ise 15 Temmuzlarla sık karşılaşırız.

Devleti ele geçirmek için dinin kutsallarını her türlü dillendirmek, her yıl yöntemi mubah saymak kabul edilemez.

Türkiye, “15 Temmuz darbesi”, dinimize, kutsal değerlerimize nasıl olumsuz etkiler yapmıştır? Sorusunun cevaplarını bulmak zorundadır.

Hukuk ve ahlâk, her şeyin üstünde ve önündedir.

Ülkemiz gerçek anlamda demokratik hukuk devleti olsaydı, siyaset, kadrolarının atanmasına sürekli müdahale etmeseydi, liyakat ehliyet temel ilke alınsaydı, 15 Temmuz darbesi yaşanmayacaktı.

 1986'dan beri Türkiye'de iktidar olan tüm partiler, kurumlar, 15 Temmuz darbesinden sorumludurlar.

Her iktidar, “bizim çocukları”, hukuka, liyakate uymadan devletin kurumlarına doldurursa, değişik resimlerle 15 Temmuzlar hep gündeme gelebilecektir.

Liyakate, adalete uymayan yöneticiler, Allah'a, Resulüne, dinine ters düşerler.

Efgan Ala, 15 Temmuz öncesi İçişleri Bakanlığı yapmıştı. Şöyle diyordu: “Emniyette daire başkanlığı seviyesinde 1000 istihbarat örgütümüz var. Bu İstihbarat Daire Başkanlığı’nda 17-25 Aralık'tan önce yaklaşık 7000 çalışanın 6500’ü cemaat mensubuydu.

Bu bakan göreve geldiğinde 81 ilin 74’ünün emniyet müdürü de cemaatin elemanlarıydı.

Bir eleştiri de Diyanet’e yapalım. “15 Temmuz darbesi” sonrası Diyanet tarafından “olağanüstü Din Şûrası” düzenlendi. Yayınlanan sonuç bildirisinde, belki de ülkemizde cemaate karşı yapılan en ağır değerlendirmeler ve eleştiriler yer aldı.

O zaman sormak gerekir, 15 Temmuz öncesinde böylesine olumsuz nitelikler taşıyan cemaati, teşkilat nasıl göremedi? Milleti, devleti neden aydınlatmadı? Ya da gördü de başka hesaplar faktörler mi vardı? Nereden bakarsanız bakın bu ülkeye yazık değil mi?

Kesin olan bir şey var ki, egemenlik asla bölünemez, bazı sivil yapılanmaların, devleti ele geçirmeye kalkmasına izin verilemez.

İnsanoğlu devlete muhtaçtır. Allah, devletimize zeval vermesin. En başta gelen yaşama özgürlüğümüzdür, bunun da güvencesi devlettir.

Bizim geleceğimiz de her şey devlet içindir, devletsiz yaşayamayız.

Devleti olmayanın nikahı, namusu, geleceği bile olmaz. Irak’a, Suriye'ye, Afganistan'a bakmamız yeter.

“Baba malından ne fayda, başta devlet olmasa” demiş Dede Korkut.

Biz ebed müddet devletin yaşatılmasını isteriz. Her zaman devletin yanında oluruz. Bu devleti yönetenlerin her yaptığını onaylamak anlamına gelmez. Tersine devleti zaafa düşürecek, yanlışlara sürükleyecek her söylem ve eyleminde karşısında oluruz.

Şunu da belirtmek gerekir ki devlet metafizik anlamda “kutsal” değildir. Ama önemli bir kurumdur, sonuçta bir beşer eseridir. Milletin hukuksal anlamda örgütlenmiş şeklidir. Gücünü, önemini, değerini milletten alır.

Türk milleti egemenliğin meşru kaynağıdır. Egemenlik bölünemez, devredilemez.

Küreselleşme çağında, ulus devletimizi korumak, devletimizin temel değerlerini, kurumlarını güçlendirmek, yaşadığımız coğrafyada bir önceliğimizdir.

Günümüzde ulus devletlerin önemi kalmadı diyen aydınlarımız, dünyanın başat güçlerinin değirmenlerine su taşımaktadırlar. Bunlar, ABD'nin “güvenlik stratejisi raporları”nı, İsrail'in milli devletlerini güçlendirmek için çıkardığı yasaları, İngiltere'nin, AB karşısında yeni konumunu görmüyorlar mı?

Türkiye'nin ve Türk milletinin, bütünlüğünün muhafazası için, iç dış tahriklere saldırılara dayanıklı hale getirilmesi hayati bir durumdur.

Türkiye'nin en büyük güçlerinden biri ordusudur ama asıl güç kaynağımız, milletimizin ortak bilinçle ortak hareket edebilme dinamiğidir.

Unutulmasın ki tarihimizde bazı güçler, devleti ele geçirmeye çalışmış ama sonuçta devlet onları ele geçirmiştir.

Allah'ın yardımı üzerimize eksik olmasın.