Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


TALİHSİZ KUŞAKTILAR

İttihatçılar, talihsiz bir kuşaktı.


İttihatçılar, talihsiz bir kuşaktı. “Müteharrik Meyyid” (kımıldayan ölü) denilen bir imparatorluğun tüm yükünü, acısını, son nefesini gördüler.

Her yere koştular, tüm fedakarlıkları yaptılar, kaybettiler.

Tarihin gönüllerine göre akacağını sanmışlardı.

Tarihin rüzgârı karşısında, deryalara düşmüş bir ceviz kabuğu gibiydiler.

Bir ittihatçı anlatıyor: “Kaybettiğimiz sadece Selanik değildi, çocukluğumuzu, gençliğimizi, ölülerimizi, hatıralarımızı, velhasıl hayatımızın bir bölümünü de şehirle birlikte kaybetmiştik. Doğduğum şehir de yoktum artık.

Babamın mezarı Fizan’da kaybolup gitmişse, anneminki de Selanik'te kaybolacaktı.”

Hayatta iki tür insan vardı, rüzgârın önünde savrulanlar, rüzgârı önüne katanlar.

Bu ittihatçı ilk kısma mensuptu.

 

YIRTICI KUŞUN ÖMRÜ AZ OLUR

İslam tarihinde Emevi Devleti, zalim bir kuruluş olarak tarihte yerini aldı.

“Zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur” hükmü bu devletin yıkılması ile tekrar doğrulandı.

Tüm farklı unsurlar Ebu Müslim liderliğinde, Emevilere ortak cephe açtılar ve bu kuruluşu yıktılar.

Ebu Müslim diyor ki: “Emeviler, şerrinden emin oldukları için, dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakın tuttular. Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı. Ama uzak tuttukları dostları düşman oldu. Herkes düşman safında toplanınca yakınmaları mukadder oldu.

Özellikle şu söz günümüz politikacıları için anlamlı olsa gerektir; “politika, düşman kazanma sanatı değil, düşmanı kullanma sanatıdır.”

 

CEMİL MERİÇ DİYOR Kİ

“İslam ahlakı yaşamadan, İslam tebliğ edilemez.”

“İslamiyet ne akılla ne ilimle çalışabilir. Eğer çalışıyorsa, bu bizim cehaletimizdir.”

“Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.”

 

KİMİN MEDENİ OLDUĞUNA İYİ BAKMALI

Osmanlı Devleti yönettiği coğrafyalarda tüm insanları kendi dininde çağların çok ilerisinde bir anlayışla serbest bırakmıştı.

Osmanlı'nın terk ettiği topraklarda İslam'ın izleri hızda silinmeye çalışıldı.

Batı, nasıl Araplar çekilince İspanya'daki İslam izlerini bir iki görkemli eser dışında sildiyse, Osmanlı'nın çekildiği Avrupa topraklarında da öyle oldu.

Bugün Selanik ve Atina'da tek cami yoktur. (Atina'da bir cami hazırlığı vardır)

Belgrad ve Sofya'da bir tane cami vardır.

İstanbul'da bugün çoğunluğu Ortodoks olmak üzere yüze yakın kilise vardır.

Balkanlarda özellikle eski camilerin onarılması açılması kasıtlı olarak engellenmektedir. Bir kısım caminin minaresi yoktur, yıkılmasına da göz yumulur.

Osmanlı döneminde ise Balkanlarda yüzlerce kilisenin açık olduğu da unutulmamalıdır.

 

UNUTMAYALIM Kİ

Bir Müslümanda iki huy asla olamaz; hıyanet ve yalan. İlahi adalette zaman aşımı yoktur.