Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


SÜTE HİLE NASIL KARIŞTI?

Ne acı!


Ne acı!
Yaşadıkça bilgeliğimiz artacağına, kurtulmayı beceremediğimiz cehalet öldürücü bir sarmaşık gibi boğuyor bizi, ahmaklığımıza yanmayalım.
Hafızasında eskiye ait tat kırıntılarını muhafaza edenler muhakkak onaylayacaktır: biz ve bizden önceki nesil İslâm’ı yaşayarak öğrenme imkânına sahipti.
Son 20 yıldır bu mümkün değil, 25 yaş ve altı için böyle bir fırsat var olmadı hiç.
Altı üstü hayvanî sınırlarla malûl olmakla birlikte yine de yaşam belirtisi sayılabilecek duyulardan bile yoksunlaşan ama yoksulluğu ve sâdeliği çoktan unutan it kopuk takımına göre sözde dindarlaştı toplum ama hakikat bunun tam tersi istikamette belirdi, deldi geçti en insanî tarafımızı.
Bu günlerde çıkarlarına uygun her fırsatta teolojik çıkışlarıyla göz battıkları için ilgi odağı olmayı ve nazlanmayı uman elbette fazladır, kamu adına yetki kullananların içinde de ezici bir çoğunluk mevcuttur ki onlar kendilerini din üzerinden tanımlamanın şehvetine pek düşkündürler, doğru.
Ancak meşhur “z” veya “alfa” neslinin bizlere öykünmesini de, öykünürse bizim gibi (!) İslâm’ı yaşayarak öğrenmesini de bekleyemeyiz.
Kitaplardan öğrenmeleri de söz konusu olamaz.
Örnek/model insan sıkıntısı (dayanılmaz migren ağrısı misâli) beynimizi patlatmakta yani.
Durum bu kadar vahim ve benim bozkurt yurdumu çakallar sardı ise, yani şimdi karanlığın ve uykusuzluğun en şiddetli döneminde kıvranıyor isek, ne etmeliyiz, seçeneklerimiz nelerdir?
Azizim…
Tersliğin ve pisliğin teşhisinde anlaştı isek tedaviyi konuşabiliriz.
Her şey yolunda havasıyla şarkılar söyleyenleri görüyor musun?
Şerif Hüseyin’in adı Hüseyin, kendisi şerif idi ve isyan edeceği öngörüldüğünden 17 yıldır göz önünde tutuluyordu.
Devir, bugünün şımarık çocuklarının yere göğe sığdıramadığı II. Abdülhamid zamanı.
Mekke bölgesine kardeşi Ali Haydar’ın görevlendirilmesinin daha makul olacağı bilinmesine karşın üç parçalı karar mekanizmasının nazır ayağı Gök Sultan’a ve İttihatçı iradeye baskın gelip Mekke’ye onu gönderdi.
Öncesinde İngilizler yüzlerce Arap aşiretini kışkırtmayı denedi, başaramadı.
Ellerindeki tek seçenek mimli ve denetim altında idi: Şerif Hüseyin.
Gök Sultan’a ve İttihatçı iradeye rağmen, adı Hüseyin, kendisi Şerif olan bu haini şu meşhur isyanı başlatmak üzere Mekke’ye tayin işini beceren o Bakanlara tesir etme operasyonu nasıl başarıldı?
Azizim, dinle:
Süte hile nerde ve nasıl karıştı, bu bir.
Sütüne pislik bulaşanı İngiliz nasıl biliyor, bu da iki.
Bulacağız.
Anlayabildiniz mi?
İngiliz diyorum, sütü bozuğu veya kimin sütünün bozulmaya müsait olduğunu biliyor ve onunla çalışıyor!
Sen onu mücahit, dindar, ilahiyatçı, abi, abla, şakirt, şukurt sanıyorsun, peşine takılıp uslu uslu gidiyorsun.
Niçin demiyorsun, nereye demiyorsun, neden böyle demiyorsun, ahlâk bitmiş, din gitmiş, devlet çökmüş, görmüyorsun.
“Ahlâk, kadının tenine hükmetmektir” sanıyorsun.
Şerif Hüseyin, yıllar sonra kullanıldığını ve affedilmez ihanetinin korkunç sonuçlarıyla beraber uçsuz bir vebal olarak omuzlarına nasıl bindiğini görmüş, secdeye giderken çaresizce başını taşlara vurmakta idi.
Yakınları o yüzden namaz sırasında başını koyduğu yeri yastıklarla destekliyorlardı.
Sizin hâliniz nasıl olacak, bilmem.
Ama bilin ve bilirim ki, ölü taklidi yapan Devlet notlar alır, hafızası kuvvetlidir.
Notlardan biri: “Siyasal dinciler, birçok sözde cemaat veya dinî görünümlü STK mensupları için İSLÂM sadece bir aksesuardan ibarettir.”
Notlardan bir diğeri: “Sadece yandaşları değil, fondaşları da konuşalım. Sadece fondaş gazetecileri konuşmayalım, fondaş profesörleri de öne davet edelim. TV TV dolaşarak halkı manipüle eden, bilimi puta, ilim irfanı pula çeviren kim varsa canına ot tıkayalım.”
Daha fazla uzatmayayım…
Sabır taşı çatladı, artık onlar düşünsün.
Değil sadece sütüne, aldığı nefese bile itina edilerek yetiştirilen vatan evlatlarının gün yüzü görme vakti gelmiştir.
Çünkü düşman şimdi içerdeki elemanlarının başaramadığını sonlandırmak için nesi varsa toplayıp üzerimize çullanmak üzeredir.
Haine neden acıyalım?