Yazarın Diğer Yazıları


Muhammet SAĞLAM


ŞAHSİYETİMİZİN CEMİYETE İÇKİNLİĞİ (1)

İnsanlardan bazılarının kendilerinin dünyada var olduklarına dair şüpheleri olagelmiştir.


İnsanlardan bazılarının kendilerinin dünyada var olduklarına dair şüpheleri olagelmiştir. Bu şüpheye sahip olan insan teki dünyayla ve varlıkla olan münasebetini muhtelif rabıtalarla delillendirme çabasına girişmiştir. Pek mi karmaşık geldi? O zaman bir de başka kenarından tutunalım meseleye. İnsan, şartlarını kendi belirlemediği bir hayatın içine doğar. Adı da dahil olmak üzere seçmediği tonla yığıntının arasında bir intibak eğitiminde bulur kendini. Bu intibak sürecine de çocukluk dendiğini doğumumuzdan bir süre sonra öğreniriz. Herhalde o süreç pek sıkıcı olmalı ki bu çocukluk sürecinin ne zaman biteceğine dair sualler, düşünceler zihninde dolanır durur çocuğun. Çocukluk enteresan bir dönem ama asıl varacağımız yerden bizi uzaklaştırır çocukluğa fazla dalmak, o yüzden geçelim. Akıl baliğ olduktan sonra önümüzde iki seçenek olduğunu fark etme ihtimaliyle mükâfatlandırılmışızdır. İki seçeneğin önümüzde duruşu, onları fark edeceğimiz kaidesini geçerli kılmıyor tabii. Bu seçeneklerin önünde durduğunu fark etmeyenlerin esasında neyi seçtiğinin de bir ehemmiyeti yok. Ama bu ehemmiyetsiz hadise onları dünyanın seyrinde de ehemmiyet arz etmeyecek değer ve konumdaki bir seçenekte toplaşmalarına icbar ediyor. Şöyle söyleyebiliriz ki, onlar önündeki seçeneklerin farkında olmamakla bir seçeneği farkında olmadan tercih ediyorlar. Bir de iki seçeneğin fıtraten kendilerine sunulduğunu fark edenler var. “Fark etmek”, “farkından olmak” bunlar enteresan kelimeler. Dikkat çekmek istediğim anlamı ifade etmekten de çok uzaklar. O sebeple “şuurunda olmak” ibaresini kullanmak daha doğru olacaktır.    Şuurla şerefin münasebeti oldukça fazladır bana göre. Şuuruna vardıysanız önünüzdeki seçeneklerin, artık şerefinizin hükm-ü kuvveti belirleyecektir seçiminizi. Sürekli bahsedip durduğum bu seçeneklerin ne olduğuna dair bir merak içerisine girdiniz mi? Çocukluğunuzda size dönüp dolaşıp anlatılan masalların dünyasını tercih etmek seçeneklerinizden biri. İntibak eğitiminden ne kadar başarıyla çıktığınızın da cevabı aslında bu seçiminiz. Ömrünüz boyunca bu intibak eğitiminin başarısı, eğitiminizde görev alan toplum tarafından sürekli test edilecek. İyi bir eğitim aldıysanız, aldığınız eğitimi içselleştirdiyseniz ve hayatınıza inkişaf ettirdiyseniz sizi tebrik ederim. Toplum nazarında muazzam bir mevkie yükseldiniz. Örnek bir vatandaş oldunuz. Bundan sonra işiniz iş…

    İlk paragrafta bahsettiğim, dünyadaki varlığınıza dair şüphenizi gidermek adına varlığınıza aradığınız delillerin kuvveti sizi ikinci seçeneği tercihe yakınlaştıracaktır. İnsanın varlığına aradığı deliller, içinde bulunduğu toplumla kurduğu rabıtalardan ibarettir. Bu rabıtaların kuvveti nispetinde delilinin kuvveti vicdanını rahatlatacak bir etkiye sahip olabilecektir. Bu meyanda ikinci seçeneğin ne olduğuna da açıklama getirmek gerekiyor. İkinci seçenek, toplumun bize altın tepsine sunduğu masal dinletisi yerine gözü altın tepside olmayan “ben”in gözünü bir keşfe dikmesidir. Toplumun altın tepside allayıp pulladığı bu masalın kulağa ve zihne pek sıhhat getirmeyen cıyaklama benzeri sesini kanıksamış toplumu içinde bulunduğu alçaltıcı durumdan kurtaran bir keşif… Burada bir tezatlık yok mu? Varlığına, toplumla kurduğu rabıtalardan delil kazandıran “ben” nasıl oluyor da toplumu içinde bulunduğu bir vaziyetten yine bu rabıtadan aldığı kuvvetle kurtarıyor diyebilirsiniz. Ancak burada herhangi bir tezat olmadığını peşinen söylemeliyim. Hele de Türk iseniz. Bu son ifade apayrı bir tartışmanın kapısını aralayacaktır, biliyorum. Sisin tahakkümünü dağıtmak adına belki de tartışmak en faydalı meşgaledir.

    Hülasası bir keşfe namzet oluşumuz doğduğumuz topluma borcumuzu ödemeye yeltenişimizdendir. Toplum, hasletlerine kavuşana dek keşfe mazhar olamayacağız. “Ben”in kendi varlığına aradığı deliller de kuvvetlendikçe keşfi arayış iştiyakı artacak ve arttığı nispette “ben” toplumdan soyutlanacak ancak soyutlandığı nispette de toplumla kaynaşabilecektir. Bu böyledir.

    Hasletlerinin ne olduğu hususunda iyice kafası bulandırılan bir Türk milleti var piyasada. Piyasada, çünkü sermayenin camekânında olmayı şeref sayıyor. Bana da çocukluğumda bu minvalde masallar anlatıldı, kafam şişirildi. Açıktan açığa “Kapatın lan şu zımbırtıyı!” diyemedim, desem de dinlemediler. Lanlı lunlu konuşuşum topluma karşı bir tavır alış değildi, nitekim Fransız olmadığım için jakoben de değildim. Türk olmam jakoben olmama maniydi. Fransızlarda ve cümle Batılılarda işler başka şekilde yürüyor olabilir. Zaten Batılı veya cümle Doğulu olmamamız hasebiyle Türk’üz. Türkiye’de ikinci seçeneği seçtiyseniz veya seçtiğinizi düşünüyorsanız bunu Türk kimliğinden başka kimlikle beceremezsiniz. Beceririm derseniz toplumun karşısında bir mevzi açarsınız. Doğru diyorsun, beceremeyiz derseniz sonra da Türk’ün hasletlerinde tevil edilmiş bir tanıma aldanırsanız yine topluma karşı tavır alır ve Türkiye’yi kemirirsiniz. Sisi dağıtmaya var mısın?