Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Ali Çelik
3.03.2021 11:26:17
Güzel bir konuyu güzel ve akıcı bir anlatımla sunmak özellikle de içten yazabilmek kabiliyet ister. Tebrikler ve başarılar kardeşim.

Cumhur tekneci
3.03.2021 20:46:28
Bravo bizler bu güzel mücadele yıllarını hatırlattığın için ayrıca bir denizci olarak da teşekkür ederim.

Yusuf demirbaş
4.03.2021 18:49:38
Bir Rusumat'çıdan Rusumat'4 anlatı mı! İnsana dair olan tarafı; vazgeçilmez bir mücadele örneği. Sorunun çözümü; sorunu kabul etmekle, sorunu merak etmekle, soruna hayret etmekle başlar diyebilir miyiz?

Yazarın Diğer Yazıları


Mert TEKNECİ


RÜSUMAT NO:4

İnsan hayatı denilen şey bir tablo gibidir.


İnsan hayatı denilen şey bir tablo gibidir. Ancak tek bir ressamı yoktur. Hayatımıza giren herkes biz de bir iz bırakır. Bu izleri ya sever göstermeye çalışırız ya da üstüne kendimiz bir şeyler çizerek değiştirmeye çalışırız.  Yaptığımız, okuduğumuz, izlediğimiz, öğrendiğimiz her şey kendi karakterimizi oluştururken attığımız çizgilerdir aslında. Bunlardan bazıları karakterimizin ana hatlarını oluşturur. Bazı şeyler vardır ki sonrasında ona uygun yaşamaya başlarız. Benim için bunlardan biri Rüsumat 4 gemisinin hikâyesi oldu.

Kendimi bildim bileli ülke tarihindeki kahramanlık hikâyelerini çok severdim. Kara Fatmalar, Hasan Tahsinler, Sütçü İmamlar bunların hepsini bir solukta okuyup Kuvay-i Milliye hayranı olmuştum. Aradan yıllar geçti kendi şehrimin bilinmeyen bir hikâyesini öğrendim.  Kuvay-i Milliye’nin bir gemisi vardı. Adı Rüsumat 4. İngilizlerin balıkçı gemisi olarak başladı seyir hayatına, Osmanlı tarafından satın alındıktan sonra önce gümrük idaresinin kargo gemisi sonra ise birinci dünya savaşında mayın tarama gemisi olarak kullanıldı. Savaş sonunda Karadeniz Ereğlisi’nde mağlup donanma mensubu olarak hapsedildi. Bir grup milliyetçi tarafından 1919’da kaçırıldıktan sonra 1920’de Milli Deniz Kuvvetleri’ne katılarak silah ve mühimmat nakliyesi ile görevlendirildi. Batum üzerinden gelen Rus silahlarını Anadolu’ya getirme görevini tam 10 kez yerine getirdi. Yunan muhripleri tarafından bir çok kez görünse de çok küçük bir gemi olduğundan yakalanması ya da vurulması Karadeniz gibi hırçın bir denizde zordu. Bu yüzden Hayalet Gemi lakabını almıştı. Toplamda 10 sefer Batum’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat taşıyan bu geminin kaptanı Yüzbaşı Mahmut’tu.

Rüsumat’ın son iki seferi bu geminin efsaneleşmesini sağladı. Savaş sonrası Yarbay rütbesi ile İstanbul deniz komutanı olan Mahmut Gökbora dokuzuncu sefer için Tan Gazetesine şunları anlatmıştır :  “ Şark Cephesinde Ermeniler tamamıyla münhezim olmuş (bozguna uğramış), ordunun eline birçok harp malzemesi bırakmışlardı. Türk ordusu silah diye çırpınırken kendi gelen bu ganimetin ne demek olduğunu şüphesiz takdir edersiniz. Elimizdeki bütün gemiler bunların nakline memur edildi. Aydınreis, Preveze, Şahin, Gazal ve daha birçok ufak tefek gemilerle beraber bizim küçük Rüsumat 4’te Batum’a vardı. Bizim Rüsumat 4’ün payına cephaneleriyle beraber bir batarya 8.8’lik yepyeni İngiliz topu düştü. Rüsumat 4 bu ağır yükün altında denizle bir seviyeye indi. Ben o zaman Rüsumat’ın süvarisiydim. Düşmanın Batum’daki casus teşkilatına rağmen yakayı ele vermeden düşman karakol hattını geçmeye muvaffak olduk. Tek bir ışık göstermiyorduk. Trabzon’a vardığımız zaman işler yolundaydı. Limanlara uğrayarak düşman hakkında mütemadiyen malumat almak emir icabındandı. Gemi Ordu limanına girer girmez liman reisi pürtelaş geldi. Limanlar komutanlığının resmi bir telgrafını gösterdi. Bu telgrafta düşmanın Bababurnu’ndan şarka doğru seyretmekte olduğu bildiriliyordu. Sığ bir yere demirledik. Şafakla beraber gelen ikinci bir telgrafla topların cephaneleriyle birlikte Ordu’ya çıkarılması emredildi. “ Ordu 1920’lerde çok küçük bir yerdi. Limanında ne vinç ne de bir iskelesi vardı. Böyle bir durumda yapılacak olan her şey çok zordu ve kusursuz olmak zorundaydı. Mahmut Gökbora bu durumla ilgili sözlerine şöyle devam etti : “Kayıklar yan yana getirildi, üstlerine kalaslar döşendi. Göz açıp kapatıncaya kadar kurulan bu iğreti iskelenin üzerinden topları geçirdik. Cephaneleri taşıdık. Akşamın alacakaranlığı bastırırken gemideki bütün malzeme-i harbiye karaya çıkartılmış bulunuyordu.”

Cephane indirilmiş ve Ordu’dan kara yoluyla cepheye gönderilmesi emredilmişti. Ama düşman gemileri Ordu limanına doğru gelmekteydi. Donanmanın hiç parçası düşmana teslim edilemezdi. Ama içindeki 4 tane İngiliz mavzeriyle kargo gemisini, iki zırhlıya karşı savunamazlardı. Mutlak bir karar almak durumundaydı Yüzbaşı Mahmut. Düşman gemileri Bozukkale’den gözüktükten sonra gemiyi terk etme emri verildi. Mürettebat karaya çıkarıldı. Sığ bir yerde geminin valfleri açılarak içinin su dolması sağlandı. Düşman iyice yaklaştığında yüzeyde kalan kısım gaz yağı ile yakıldı. Mühimmat taşıdığı bilinen bir geminin yandığını gören düşman kuvvetleri patlama riskini göze almadılar. Çok fazla yaklaşmadan gerisin geri döndüler. İşte tam da burada Ordu halkının mücadelesi hat safhaya çıktı. Düşmanın gittiğini gören Ordulular önce yangını söndürdü sonra valfi kapattı. Geminin içine dolan suyu kovalarla bir gün bir gece boyunca boşalttı. Ertesi sabah İtalyan Yolcu Vapuru Remo Ordu’dan geçiyordu ve kendi devir daim pompasını vererek suyun kalanını boşalttırdı. Gemi kıyıya çekildi. Geminin kuruması ve içi su dolan makinelerin yağlanması gerekiyordu. Fındıkkabukları ile geminin kazanları yakıldı, fındık yağı ile geminin makineleri yağlandı. Gemi tam anlamıyla tamir edilmesi için Batum’a gönderildi. Rüsumat Batum limanına girdiğinde limanda yaygaralar koptu. Rüsumatı selamlayan Türklerin yanında tanıdık bir yolcu vapuru vardı adı Remo. Battı sanılan gemiyi tekrar görmek muhteşem olmalıydı. Ancak geminin tamiri için Rusların istediği para bulunamayınca denizcilerimiz kendileri, hariçten aldıkları malzemelerle gemiyi tamir ettiler. Gerekli olmayan pruva direği kesildi Rüsumat artık tek direkliydi. Son seferini Gazi Rüsumat 4 olarak atacaktı. Son kez Samsun limanına giden gemi dönüş yolunda Tirebolu açıklarında düşman tarafından yakalanarak 5 top isabeti almıştı. Toplamda 16 mürettebatı olan 8.6 metre genişliğinde olan küçük bir kargo gemisiydi. 5 top isabetiyle kullanılamaz hale gelmişti. Mürettebat gemiyi karaya oturtup terk etmişti. Gemiye 40’tan fazla atış yapılmıştı. Rüsumat düşman denizciler için bir onur meselesine dönüşmüştü. Yakalayamadıkları göremedikleri hayalet geminin bir kez battığına inanıp sonra onu görevinin başında görmek hepsinin öfkelenmesini sağlamıştı. Bu hikâyeyi öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım. İnsanoğlunun el ele verdiğinde neler yapabileceğini, ortak bir ülkü için çalışırken imkânsızlıkların önemsiz olduğunu anladım. Ama en önemlisi hayatın ne kadar değişken olduğuydu. Kuzey Atlas Okyanusu kıyılarında balık avlarken, Karadeniz’in küçük bir kasabasına Rusya’dan top taşımak da neydi? Yaşamak için denizin dibine batıp kalanın yakılması ne kadar doğruydu? Fındıkkabuğu, fındık yağı ile gemi tamir edilir miydi? Geminin pruva direği sökülür müydü? Doğu Akdeniz’de savaşan bir halka bir Orta Akdeniz ülkesinin yolcu vapuru yardım eder miydi? Birçok sorun varken tek bir çözüm vardı bunların hepsinin birlikte olması. Yüzbaşı Mahmut ve mürettebatı, Ordu liman görevlileri ve Ordulular, Batum’daki denizcilerimiz, limanlarımızda istihbarat sağlayanlar, İtalyan yolcu vapuru Remo ve daha fazlası… Bunların hepsi sorunun değil çözümün bir parçası oldular. Nice kahramanlıklarla dolu İstiklal Harbi’ne bir tanesini daha eklediler. Rüsumat bir gemiydi. Ama bu insanların hepsi Rüsumat oldu, bir fikir oldular. Dönelim en başa, hani demiştim ya her öğrendiğimiz bilgi kendi karakterimize çektiğimiz bir çizgidir diye. Rüsumat’tan hepimizi alması gereken çizgi şudur: Sorunlarımızı çözmemiz için karanlıklar ve fırtınalar içinde kaybolmamız gerekebilir, batmamız gerekebilir, kendimizi yakmamız gerekebilir ama pes etmemiz gerekmez.  Sorunun değil çözümün bir parçası olmamız gerekir sadece.