Bugün, 25 Şubat 2021 Perşembe


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


PARMAĞIMA DEĞİL GÖSTERDİĞİME BAKIN

Üniversite düzeyinde, malumatı tahtadan/ekrandan nakletmeyi eğitim/öğretim zanneden zihniyetin çağın meselelerine çözüm önermesi ne mümkün!


Üniversite düzeyinde, malumatı tahtadan/ekrandan nakletmeyi eğitim/öğretim zanneden zihniyetin çağın meselelerine çözüm önermesi ne mümkün!

21. yy becerilerini 17. yy'ın eğlenceye alışmış kafa yapısından beslenen hamâkatle kavrayamayız.

O yüzden işte gençler o boş ve boş ve boş konuşanları duymuyor bile.

Hoş, gençler, umrunda da değil yerli ve millî “güç odaklarının” (!)

Göbek ve mabat büyüsün, yeter.

Bilim 2.0, İnsanlık 2.0 ve 3.0, Toplum 5.0 diyen ve “God'ın seçilmiş kulları” olduklarına...

...inanan, "evet inanan" bir şebeke, çağlar öncesinden gelen bir ağ ile "Allah'a inanan" (!) insanı esir almak üzere.

“Zamanın ruhunu” okuyamıyor öne geç(iril)en sürü başları.

Ama "onlar" yazıyor.

Ahval bu iken, utanmadan ortaya çıkıp "Türküm" diyeceksiniz.

"Müslümanım", "insanım"…

Az kaldı, entübe olup, diyemeyeceksiniz.

 

...kalpten kalbe temas gibi...

Mekanik işi aşan bir tutum...

Ama "büyük düşünmek", “akletmek” ifadesi, içini nasıl doldururlarsa doldursunlar, çok ama çok değerli.

Bırak büyüğünü, “düşüne(bile)n” bile bulunmaz oldu.

His boyutuna hiç girmeyeceğim.

Hissizlikte sentetik biçime çoktan geçildi.

Şimdi, mümkünse gösterdiğim yere bakınız, parmağıma değil:

Türk Bilgeliğinin ana damarlarından biri, Ebû Hanîfe.

Hanife diye kızı, Hammâd’dan başka çocuğu yok, o hâlde ona “Haniflerin Babası” denmesi neden?

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi orada, hayatını ve Hanif maddesini okuyoruz, neler neler yazmışlar, etimolojik analizlerin dibi görünmüyor lâkin bulanların aradığı cevap yok!

Ne kadar oryantalist varsa referans gösterilmiş, elin gâvuru bizi bize anlatan deve dişi kaynak kimliğinde, elbette gerçeği gizleyecek.

Ya bizimkiler?

Neden cesur değiller?

Bir, yerli ve millî güç odaklarından çekiniyorlar,

İki, Batı'dan korkuyorlar.

"Neme lazım yaaa, papağan rolü ile rahat yaşamak varken gerçeği söyleyip neden sıkıntıya gireyim?" der gibiler.

Korkunç ama durum bu.

Burada ciddi bir bilim ve bilim adamı duruşu sorunu vardır.

Konuların orası burası didiklenir, dönüp dolaşıp aynı şeyler söylenir ama bir türlü hakikate dokunulmaz.

Hakikat!

Ben size bugün hakikati göstereceğim!

Ebû Hanîfe Nu‘mân b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh’ın babası, yani Sâbit, Hz. Ali’yi ziyaret etmiş, o da kendisine ve zürriyetine duada bulunmuştur. 

Dualı Büyük İmam (Ebû Hanîfe veya İmâm-ı Âzam), Hanîfe lakâbını şu yüzden almıştır:

Çünkü insan, fıtratı dolayısı ile ilâhî bir ÖZ’ün taşıyıcısıdır!

Ve Büyük İmam, o Abbasi halifesi Mansûr’a itaat etmediği, yani siyasetten korkmadığı için işkence edilmek suretiyle sonsuz âleme göçmüştür.

Abbasi vurgusunu niçin yaptığımı gözden kaçırmayınız.

Velhasıl İmâm-ı Âzam, bize bu bağlamda iki miras bırakmıştır:

Bir, hanifliğin farkında olma duruşu,

İki, hakikatin yanında olma duruşu.

Her şekilde, duruş sahibi olmak...

Nerde?

Türk Milliyetçiliğinin 3 ayağından biri Hanefîliktir, Hanefî olmanın esası Hanif olduğunun şuurunda bulunmaktır.

Türk Milliyetçisi bilge değilse bile bilgili olmak zorundadır.

İşte cesaret budur: bilginin ve bilgeliğin safında yer almak.

Cahilin cesareti çöptür azizim, çöp...

Nano ajanları vücuduna ve beynine zerk ettirmek için kuyruğa giren, damgalı inekler gibi dijital pasaport peşine düşen, köpek gibi aşılayıp aşı olmayana yaşama imkânı vermeyeceğini söyleyen müptezele "Kimsin sen?" diyemeyen, ortaya çıkıp Milliyetçilikten dem vurmasın.

Zamanı bilmem ben ama vakit bilgeliğin vaktidir.

Sel gider kum kalır, il gider Töre kalır.

Töre bizim bilgeliğimizdir.

Ona dokunan yanar.

Ebû Hanîfe'nin canı pahasına bıraktığı mirasa bakışımız net biçimde budur.

Türk Müslümanının İslâmlığı O’ndan bir ÖZ taşıdığı Allah içindir.

Bilgeliğimiz budur.

Budur.