ORTADOĞU DENKLEMİ-2
Tarih: 9.10.2017 09:15:46 / 285okunma / 0yorum
Can Mustafa ÇEBİ

Araplar bölgenin başka bir aktörü. Kadim bir uygarlıkları var. Araplar tarihi şekillendiren Çin-Hint ve Mezopotomya-Akdeniz havzalarının kesişim kümesindelerdir. Fakat yönetme kabiliyetleri düşüktür. Tarihte yapabildikleri Antik Yunan metinlerini yeniden tahlile tabi tutup, skolastik düşüncenin girdabında boğulan Avrupa´ya tabiri caizse yeniden kakalamaktan ibarettir. İslamiyet sayesinde bir ülkü etrafında birleşerek varlıklarını koruyabilmişlerdir. Bu varlıkları da büyük oranda başka milletlerin tahakkümleri altında geçmiştir. Uzun yıllar Türkler tarafından yönetildiler. Daha sonra hem kendileri için bir şans fakat yönetme becerileri olmadığı için aynı zamanda şanssızlığa dönüştürdükleri petrole sahip olmaları yüzünden önce İngiltere, Fransa daha sonra da ABD tarafından bağımsız süsü verilmiş yapılarda varlıklarını sürdürdüler, hala daha sürdürmekteler. Bir kısmı BAAS rejimi ile vaktiyle Sovyetler Birliği´nin arka bahçesi olmuştur. Libya, Mısır, Suriye, Irak bunlardan bazılarıdır. Arap devleti olarak anılan Suriye´nin durumu ortadadır. Irak Arapları ise Şii ve Sünni olarak ikiye bölünmüşlerdir. Şii Araplar İran´ın kontrolündedir. Irak´ta  ABD´nin oluşturduğu teamül gereği devlet başkanlığı Kürtlere, Başbakanlık Şiilere, meclis başkanlığı da Sünnilere verilmektedir. Günümüzde Araplar her ne kadar Arap Birliği gibi birleştirici olması gereken üst siyasi kurumlar oluşturmuşlarsa da neredeyse bütün Arap ülkeleri birbirleriyle ihtilaf halindedir ve yeknesak bir görüntüleri mevcut değildir. Arap Baharı´na kadar Arap dünyasındaki en etkin devlet Mısır iken, yakın gelecekte Suudiler bu konuda söz sahibi olmuşlardır.

Suriye ve İran´ı aynı cümlede kullanmak demek aslında Rusya demektir. Bugün gelinen noktada Şam yerine Moskova demenin hiçbir sakıncası  yoktur, çünkü Şam, Moskova´dan yönetilmektedir. Irak özelinde Rusya faktörü Şiilik ve İran irdelenmeden anlaşılamaz. Rusya´nın sıcak denizlere  inme emeli artık lise ders kitaplarında dahi konu olması nedeniyle bilinen bir konudur. SSCB destekli BAAS rejimleri ile bu emele geçtiğimiz yüzyılda ulaşan Rusya, Putin ile de bu yüzyılda aynı emele Suriye meselesine müdahil olarak ulaşmıştır. BAAS rejimleri ile SSCB ilişkisi de petrol odaklıdır. Uzun yıllar boyunca Batılı enerji şirketleri tarafından sömürülen petrol bölgelerinde  Batı´ya karşı uyanan tepkiler özellikle Arap ülkelerinde milliyetçi akımları güçlendirmiştir. Bu milliyetçi eğilimler iki kutuplu dünyada kendilerine dayanak bulmak için dönemin SSCB´sinin kapısını çalmışlardır. Geçmişin üçüncü Roma olma hayalini bir kenara bırakırsak bugün itibari ile Rusya kendini Avrasyacılık fikri etrafında ifade eder. Bu fikrin , yani küresel manada Atlantik paktına karşı oluşturulacak küresel güç merkezinin güneydeki taşıyıcı kolonu İran´dır. Doğa olarak Irak meselesine müdahil olmak zorunda kalan İran´ın müttefiki Rusya´dır. Ortadoğu denklemi Rusya faktörü hesaba katılmadan da çözülemez. Rusya ile beraber , BRIC adı verilen ve Brezilya,Rusya,Hindistan ve Çin´in içinde bulunduğu yapı özelinde Çin´de bu denkleme dahil edilmelidir. Çin günümüzde dünyanın imalat atölyesi konumuna gelmiştir. Üretim için enerji gerekmektedir. İnsan emeği ve para konusunda herhangi bir zorluk çekmeyen Çin´in en büyük ihtiyacı enerjidir. O yüzden Suriye´de yaşanan kaosun akabinde Akdeniz´de Çin donanması görünmüştür ve Çin donanması hala Akdeniz sularındadır.  İran konusuna temas etmişken, Şiilik bahsi de gözlerden uzak tutulmamalıdır. Hatta malum bölge etnik ve mezhepsel olarak ayrışmaya tabi tutulmaya çalışıldığı için Şiilik bu konuda en önemli amillerdendir. İşin dini boyutu bir yana bırakılacak olursa Şiilik siyasi manada İran´ın elindeki en büyük güçtür. İlk olarak Ürdün kralı Abdullah´ın ifade ettiği “Şii Hilali” kavramı denklemin önemli unsurlarındandır. Bu kavram İran, Güney Azerbaycan, Irak, Suriye, Bahreyn ve Lübnan´ı içine alan ve Şii nüfusun baskın olduğu coğrafyaları ifade eder. Bu hilal içinde yaşayan insanlar dolaylı olarak İran´ın tahakkümü altındadır. İran´da bu mezhepsel durumu siyasi çıkarları için kullanmaktan hiçbir zaman imtina etmemektedir. Araplarda, Farslarda, Ruslarda, Çinlilerde imparatorluk mazili ve nev-i şahsına münhasır medeniyetler inşa etmiş büyük milletlerdir. Devletler milli hafızalarıyla yaşar. Bu sebepten ötürü dünyanın en çetrefilli yerinde oluşan ve büyük oranda dünyanın yarınını şekillendirecek olan Ortadoğu hesaplaşmasında bütün bu unsurlar da ellerindeki bütün kozları çekinmeden oynayarak denklemdeki yerlerini alacaklardır.

Bölgede Keldaniler, Nasturiler, Asuriler, Süryaniler gibi küçük dini ve etnik yapılar mevcuttur fakat bu küçük yapıların oluşan denklemde herhangi bir önemi yoktur. İslam toplumlarının son yüzyıllarda insanlığa herhangi bir şey sunamamış olmaları  ve Hristiyan-Batı toplumları karşısında yaşadıkları siyasi , askeri ve sosyal mağlubiyetler bu toplumlarda yeni bir ihraç kaleminin üretilmesine sebep olmuştur. Bu pahalı ve dünyaya zorla pazarlanmaya çalışan ihraç malı İslam fundamentalizmidir. Emperyalist batıya karşı son büyük zaferini Mustafa Kemal Atatürk sayesinde kazanan Müslüman toplumlar o günden bugüne içlerinden sadece İslam adına savaştıklarını iddia eden fundamentalist terör örgütleri çıkarabilmiştir. Bunların sonuncusu da önce IŞİD sonra DAEŞ hatta bazılarının da DEAŞ dediği yapıdır. IŞİD´in açılımı Irak-Şam İslam Devleti´dir. Adından anlaşılacağı gibi bu terör örgütü Irak ve Suriye´yi içine alan bölgede bir İslam Devleti kurma iddiasındadır. Yine adından da anlaşılacağı gibi bugün dünyanın en kaotik bölgesi haline getirilen Ortadoğu´da yaşanan güncel hadiseler bu terör örgütünün peydah olmasıyla başlamıştır. Bölgede sürdürdükleri savaş , bölge halklarını lokalize etmiş ve etnik ve mezhepsel ayrışma için uygun sosyo-coğrafi durum oluşmuştur. Bu denklem IŞİD ve fundamentalizm olgusu hesaba katılmadan da çözülmez.

 Bölgede yaşanan trajik olayların esas sebebinin bölgedeki yer altı kaynakları daha özelde petrol olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir . Petrol ham maddesinin mamül hale getirilmesinden kazanç sağlayan enerji şirketleri ve  petrol için yapılan savaşlardan kar sağlayan silah üreticileri aslında denklemin göz önünde olmayan fakat perde arkasında siyasi aktörlerin kararlarını etkileyerek denklemde önemli bir yer tutan aktörlerdir. Mesela “7 Kız Kardeş” olarak bilinen  Exxon, Chevron,Gulf,Texaco,Shell ve BP ‘yi hesaba katmadan  da bu denklem çözülmez (sayısı ve içeriği zaman içinde değişse de Batılı petrol kartelleri bu adla anılır). Bu 7 petrol şirketi dünya petrol piyasasında uzun yıllar boyunca tekel pozisyonunda kalmışlardır. Güçleri ve bu güçleri ile doğru orantılı olarak bu 7 Kız Kardeş´in petrol konusunda ne yapabildikleri hususunda Venezuella devlet başkanı Chavez , İran´lı Muhammed Musaddık ve Libya lideri Kaddafi´nin başına gelenler verilecek örneklerden bazılarıdır.  İlginçtir  tıpkı Büyük Orta Projesi´nin uygulayıcılarından olan eski ABD dışişleri bakanı Condoleeza Rice gibi Trump´ın mevcut dış işleri bakanı olan Rex Tillerson´da Exxon-Mobil Petrol Şirketi´nin eski yöneticisidir. Exxon-Mobil Petrol Şirketi´de dünyanın en zengin ve en güçlü ailelerinden biri olan Rockfeller ailesine aittir. Bu 7 Kız Kardeş ile birlikte Rusya ve Çin´in enerji devleri de denklemin içindedir. Dev dediysek 7 Kız kardeş dışında kalan enerji şirketleri de gerçekten devlerdir. Mesela bunlardan biri olan Rus Gazprom şirketinin 2017 yılı itibariyle hisse senedi değerinin 1 trilyon dolar olacağı öngörülmektedir.

Barzani referandumu sonucu oluşan kaotik denklemin esas aktörü Türkiye´dir. Çünkü bölgede yaşanan gelişmelerden ve bu kadar çetrefilli siyasi ilişkilerden en çok etkilenen ülke Türkiye´dir. Türkler tarihi olarak bölgeye Arap ve Farslara nazaran daha sonra gelmelerine rağmen bu iki millet üzerinde de kendi hakimiyet güneşini doğurmasını bilmiştir. Fakat bölgenin içinde bulunduğu durum eskilik-yenilik tartışmalarının çok ötesindedir. Türk düşüncesi hak kavramını “hak , haklınındır” düsturuyla karşılar. Fakat reel politikte bu ulvi düşüncenin karşılığı yoktur. Reel politik hakkı haklıya değil, güçlüye verir. Dolayısıyla reel politikte hakim görüş hak güçlünündür görüşüdür. İçinde yukarıda ve önceki yazımda belirttiğim aktörlerin bulunduğu bir denklemde Türkiye´nin siyasi, askeri, sosyo-coğrafi gücü de ortadadır. Ayrıca güç irade ile somutlaşır. Dış ilişkilerde iradenin iki yönü bulunur, bunlar siyasi ve askeri iradedir. Yani bir devlet ya siyasi olarak bir hedef koymalı ve bu hedefi askeri bir iradeyle somutlaştırmalı , ya da askeri bir irade ortaya koyup bu askeri hamlenin siyasi amacını ifade etmelidir.  Türkiye , kendi milli devlet yapısını uzun yıllardır ağır bir tahribata tabi tutmuştur. Milliliğin içi boşaltılmış, milli devlet metaforunun içinde Türk milli kimliği aşındırılmıştır. Dolayısıyla Türk devleti bölgedeki iradesini somutlaştırmaya yarayacak en önemli ve insani ve hatta tarihi argüman olan Türkmen kartını masaya sunup hamle yapamamaktadır. Bölgede her aktör kendi siyasi ilişkileri, güçleri ve tecrübeleri doğrultusunda hamle yapmaya çalışırken Türkiye´nin yapabileceği en önemli hamle Türkmen merkezli siyasi ve askeri irade beyanı hamlesidir. Konu Türkiye olunca şu malum Ankara Anlaşmasının 5. Maddesi hususuna da değinmek gerek. Madde aynen şöyledir : “Tarafeyni âkideynden her biri birinci maddede tasrih edilen hattı hududu kati ve taarzudan masun olmak üzere kabul ve bunu tadile matuf her türlü teşebbüsten tevakki etmeği taahhüt eyler” yani “Bağıtlı Taraflardan her biri 1. Maddede belirlenen sınır çizgisinin kesinliğini ve bozulmazlığını kabul ederek, bunu değiştirmeği amaçlayan her hangi bir girişime geçmekten sakınmayı yükümlenir.”

Eğer mesele bu Anlaşmanın bu maddesi ise bu anlaşmanın bu maddesinden Türkiye´nin Kerkük´te hakkı olduğu durumu çıkmaz. Ancak Irak´ın ve Türkiye´nin belirlenen sınırı bozmamayı taahhüt ettiği ortaya çıkar. Bu sınırı bozan (hatta bir bakıma ortada sınırların bozulması durumu da yoktur) Barzani olduğuna göre Ankara Antlaşması ona göre yorumlanmalıdır, yorumlayacaklar olanlar da sosyal medya stratejistleri deği uluslar arası ilişkiler uzmanları ve konuya vakıf hukukçulardır

Yukarıda ve önceki yazımızda belirttiğimiz İslam dairesi içindeki bütün toplumlarla, yine yukarıda ve önceki yazımda belirttiğim Batı uygarlığına ait toplumlar arasında en az üç yüz yıllık bir uçurum vardır. Müslüman toplumlar sanayi devrimi trenini kaçırmışlardır. Dünyanın önünde beliren “Bilgi Toplumu” olma sürecinin de çok uzağındadırlar. O yüzden teorik olarak aynı dine inanan, aynı peygambere iman eden, aynı kıbleye yönelen halkların oluşturduğu bu coğrafyada başrolde hep başkaları olmaktadır. Bu toprakların asli unsuru olan toplumlar ise  birilerinin yazdığı senaryoda figüran olmaya devam etmektedir. Bu süreç yaklaşık 150 yıldır böyledir ve hazindir ki günümüzde İslam toplumları bu süreci kendi lehlerine çevirecek ciddi hamle yeteneğinden mahrumdur.

Bölgede yaşanan hadiselerin büyüklü , küçüklü taraflarını özetler ve ortaya çok bilinmeyenli muazzam bir denklem koymaya çalışırken Türkmenlerden hiç bahsolunmadığının farkındayım. 1927´de Kerkük´te ilk petrol çıkarıldığından beri Türkmenler bu denklemin etkisiz elemanı olmaya mahkum edilmişlerdir. Türkiye yıllardan beri resmi bir devlet politikası olarak onlara “yerinde kal” dedi. Onlarda onca zulme göğüs gererek yerlerinde kaldılar.  Fakat gelinen noktada Türkmenler sözlerini canları pahasına tutarken, onların yanında ise sadece Tanrı kaldı, bir de uzaktan uzağa biz Ülkücüler…

               

Anahtar Kelimeler: ORTADOĞU, DENKLEMİ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
KUDÜS VE TEO-POLİTİK TAVIR (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
DOKTRİNER TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (20 Kasım 2017 - Pazartesi)
YAŞASIN KÖTÜLÜK (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR (30 Ekim 2017 - Pazartesi)
ORTADOĞU DENKLEMİ-1 (02 Ekim 2017 - Pazartesi)
KOLEKTİF BİLİNÇ (25 Eylül 2017 - Pazartesi)
MERKEZ SİMBİYOTİK PARTİ (05 Eylül 2017 - Salı)
MODERNİZM ÜZERİNE BİR ELEŞTİRİ (28 Ağustos 2017 - Pazartesi)
SOĞUK İÇİNİZ (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
KUZEY IRAK REFERANDUMU (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sayfa:

anasayfa1
Bugün
15 °C
Pazartesi
13 °C
Salı
12 °C