Bugün, 16 Temmuz 2020 Perşembe

Yazarın Diğer Yazıları


Mustafa KÖKSAL


ORDU İÇİNSE


Yapılan onca iş zahmet güzellik yorgun yollar, adımların izini taşır. Boynu bükük menekşeler karşılar bizleri sağ yanımızda. Bilinmezin yolu uzun olur derler. Bizim ki de öyle bir bakıma. Nasılını ´ve nedenini bilmediğimiz gelişlerin dönüşü aslında bu yolculuk. Kendinden dönmemin ´ve yine kendimize dönmenin . Uzun bir yolculuğumuzun bu ilde yapılacakları spor adına uzun uzadıya anlatmanın manasızlığı içinde yaşanan hikayeler den geri kalanlarını heybemize yükledik öyle attık spor insanları olarak ilk adımları aslında. Adı Tüfad-Askf-İl temsilciliği- Hakemler-Belediye-Spor il müdürlüğü-Amatörler.. Yol arkadaşları edindik kendimize bu güzelliklerden, kendimize benzeyen, kendimizden uzak, kendimizle o yakınlık arasında. Uzak ´ve bilinmeyen diyarların yolcuları onlar da aynen bizim gibi ´ve yine heybeler dolu spor adına dosya ile gezenler.

Biriktirmenin yorgunluğunu, hemhal olmanın dinginliğiyle rahatlayan dostlar değiller. Elbet bilemezdim yola revan olur iken sevdalıları bulacağımızı halbuki bizden üç beş tane var sanırdım biz hep meğer ne çokmuşuz meğer dünya zaten koca bir heybeymiş içinde dertleri barındıran ´ve onları taşıyan toz kadar insancıkları olan. Bildik öğrendik. Bu tarafı mevzumuzun en çetrefilli tarafı, çünkü spor ise konu ,dünya başlı başına dert. O yüzden burayı direk geçerek kendimize dönmek de fayda var. Biz, uzun yolun kısa hayatlı yolcularıyız. Dertleri farklı dermanları aynı. Yol... Bende içlerinden sadece biriyim. Yolumun nerede başladığını bilsem de nerede biteceğini kestiremediğim sıra sıra ufuk çizgilerinin aşılacağı yolculuk spor adına bu harika adalet yürüyüşü Ordu içinde. Aslında kısa bir hayat merhalesi veyahut serüveni. Yorgunluğumuzun toprağa devir daim hali. Bile isteye bırakılmış ´ve bir daha da yüklenilmeyecek yorgunluk. Dünyanın, hayatın ´ve "bazı" insanların sözüm ona "önemli" gereksizliklerinin gereğinden fazla gerekli olmaları hassasiyetinden kurtuluş. Çok büyük kelimelerle süslemenin manasız olduğu basit, sade, olduğu ´ve olduğum gibi olmamızın zamanı . Yürüyüş... Ne çok isterdiniz bu işe karşı olan beyinler, değil mi? Ora da masanızda, dingin, suskun, yalnız otururken, çevrenizde dizi dizi defterlerin, yazı dosyalarının, kağıt zarfların, içi içe kalem kılıfların, gözlük kabının, yanında yarı dolu kahve ve çay bardağının, yazdıklarını temize çektiğin daktilonun başında, kulağında derin bir müzik, bir an, yaptıklarını, yapamadıklarını, yapmakta olduklarını düşünerek dalmışken, dışarıda, karşındaki tülün örttüğü ışığın içinden, akşam yağan yaz yağmurunun berraklaştırdığı ılık havada olmak. Ve o an bu, parlak öğle güneşi altında, Güney´den gelip birdenbire pencerenin pervazına konan, Poyraz´ın uçuşturduğu açık kahverengi, uçuk gök rengi tüyleriyle, orada, bir an aldırmazca duran, dönen, sonra, bir kez zıplayıp, başını çevirerek, yeniden kanat açıp, sanki kaygısız, tasasız, dertsiz, Kuzey´e doğru uçup giden o ufacık kuş gibi. Ve isterdiniz ki, bir daha gelse ama, bir seferliktir uçuşu; gelmez bir daha?,Ve bu son şansı ve son fırsatı yapamazsa bu sporun başında olmanın onurunda olanlar. Ve o kuş gibi kaçan fırsatlar içinde yanarsa düşüncelerin, ahları, vahları, pişmanlıkları olsun istemem. işte o zaman her şey tepetaklak olur Ordu için. Binlerce gencin geleceği nefes alacağı tesislerin bu ile vereceğinin yanında veremeyecek olması yok mu, işte orada başlar pişmanlıklarda neye yarar? Adı spor olanın yarası büyük olursa, değil mi?