Bugün, 28 Kasım 2020 Cumartesi


Yazarın Diğer Yazıları


Nuri KAHRAMAN


ONUNCUDAN SONUNCUYA; HAYÂT DEVÂM EDİYOR...

Eûzübillâhi mineş’şeytânir’racîm; Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm…


Eûzübillâhi mineş’şeytânir’racîm;    Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm…  
Rabbi yessir, ve lâtuassir, Rabbi temmim bil’hayr…
Değerli okurlar; bizimkiler bu 10. taşınmamız diyorlar. İnce hesaba gerek yok; kabaca doğru gibi gözüküyor. Evillikte 35. yılda olduğumuza göre, Akkuş’tan Ordu’ya, Yenimahalle’den Şâhincili’ye, Karşıyaka’dan Bahçelievler’e ortalama 3-4 yılda bir adres değiştirmişiz demek ki. Şimdi de Akyazı’dayız. Hayırlı olsun. Rabbimiz, sizlerin, bizlerin tüm gitmelerimizi, gelmelerimizi, uçmalarımızı, göçmelerimizi, hasret, gurbet ve de hicretlerimizi hakkımızda hayırlı eylesin inşâllâh…  Âmin…
Hâsseten, onuncudan sonuncuya dünyâmızı da değiştirip gideceğimiz son hicretimiz ve ebedî adresimizi tüm ehl-i îman, Hak ve hakîkât âşıklarının, Peygâmber bağlılarının buluşacağı ravzatül’cinân, cennetül’mekân eylesin inşâllâh…

ŞİİRDEN NESİRE; YAZMAK HABİRE!...  
Bugün öğlenin peşinden başlayan yüklemeyle beraber ikindi ezanıyla yeni adresin kapısındaydık. İnşâllâh artık buradan yazacağız sizlere. Nitekim daha şimdiden, günün yatsısı sonrası işe koyulduk elhamdülillâh.
Hem bundan, hem de pandemi dolayısıyla köye gidiş, Ramazan, fındık derken, internet imkânlarındaki elverişsizliklerle berâber özellikle mensur yazılarımızla size ulaşmada bir kesinti söz konusu olması bağlamında, belki bir 6 ayın sonrasında yeniden, notlarımızın çok azını da olsa paylaşmaya başladığımız için tekrar bismillâh dedik.

ONUNCU KÖY, SONUNCU ADRES!…
Sevgili okurlar; sonuncu adres dedik ya, konuya da, buna tevâfuk eden bir  olayla başlıyoruz. Ölüm kolay yazılacak bir şey değil ama, hani bizim halkımız “Allah rahmet eylesin. Ölen kurtuluyor, kalanın çilesi devam ediyor!” der ya; güzel bir tesellî söylemidir. İşte halk irfanı dediğimiz şeyin bir tezâhürü olmalı bu.
Gerçekten de, ölüm sonuç îtibârıyla bir son değil, tam aksine, sonu gelmeyecek bir hayâtın, gerçek hayâtın başlangıcıdır. Ona güzel gitmeyi başarmışsan, bundan daha güzeli düşünülebilir mi? Hani şâirin; “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygâmber?!” dediği gibi.  
Allâhü a’lem. Sözünü edeceğimiz gidiş de böyle bir gidişe benziyordu. Köyden en yakın komşumuz Pembe-Mehmet Karaca kızı, aşağı köyümüzden Hikmet eşi Aynur ALKAN(50).  

“SEN O’NDAN, O SENDEN RÂZI…”
Allâh CC ganî ganî rahmet eylesin… Birkaç yıldır hastalıkla mücâdele ediyordu. Yazın bakmaya gittiğimizde, hastalığı belli ama onu gayet pozitif görmüştük. Hattâ annem, “kızım endişe etme iyileşirsin inşâllâh, bak şu iyi, şu da iyiye gidiyormuş..” falan gibi sözlerle teselli etmeye çalışıyordu. O gayet mütevekkil, mütebessim, râzı:
Nefise Yenge, bu canı Allâh verdi, alacak olan da O. Emânetini ne zaman isterse alır, bizim bir diyeceğimiz olamaz, takdir neyse o olur…
gibi gâyet doğal, sanki gezip tozmaya gidecekmişçesine rahat, her an, her sonuca hazır bir hâli vardı. Değme insanın sergileyemeyeceği bir tavır. Sanki o Rabbinin, Fecir Sûresi 27-30.âyetlerde buyurulan, meâlen;
“Ey îmânın huzuruna kavuşmuş olan insan! Sen O’ndan râzı, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön! Gir has kullarımın arasına, gir Cennetime!” hitâbını duymuş, kendisini alıp götürecek meleği sabırsızlıkla bekliyor gibiydi.  

LÜTFUN DA HOŞ, KAHRIN DA HOŞ…
Orada, cenâzede de ifâde edildiği gibi, birbirimize Allâh râzı olsun diyoruz, tamam Allâh bizden râzı olsun da, acaba biz Allâh’tan râzı mıyız? Verdiği dertlere sabredebiliyor, rızâ gösterebiliyor muyuz? Yoksa hemen, “gelip beni mi buldu, ben kime ne yaptım, daha yapacak işlerim vardı, daha yaşım kaç? gibi cümleler mi sarfediyoruz?!
Elbette bu işler konuşulduğu kadar kolay değil. Bundan dolayı annemle yaptığımız ziyârette, durumu belli hastamızın bizden daha rahat ve mütebessim hâli bizleri hayrete düşürmüş, Anadolumuzda, kıyıda-köşede kim bilir daha nice böyle değerlerimizin bulunduğunu düşündürmüştü.  

İSTANBUL’DAN EYMÜR’E, SABIRDAN ZAFERE…
Her neyse; pandemi dönemi olmasına rağmen ta İstanbul’dan akrabâ ve komşuları olarak hayli gelenleri de bulunan çok kalabalık bir cemaati vardı. Çocukları da gâyet olgun, sabırlı, metânetli, mütevekkil, ağırbaşlı, örnek bir uğurlayışla, sessiz gözyaşları ve duâlarla annelerini yolcu ettiler. Rabbimiz onları da hayırlılardan eyleyip cümlesini sevdikleriyle berâber Efendimiz SAV in komşuluğunda buluştursun. Bizlere de hüsn-i hatimeler, hayırlısıyla gitmeler nasîp eylesin inşâllâh….

İNTİBÂLAR, REBÎUL’EVVEL, MEVLİD-İ NEBÎ…
Sevgili dostlar; Ulubey kadar, onunla ilgili bir şeyler yazmayı da seviyoruz. Zâten her fırsatta gidip dolaşmaya çalışıyoruz. Ve de bunun için mutlakâ bir resmî işimiz olması da gerekmiyor.
Meselâ, ondan bir önceki hafta oğlum Yusuf Kerem’le kütüphaneye kitap iâdesi için gittiğimiz gibi, cenazeden 3 gün sonra, geçtiğimiz Çarşamba da meslektaşımızCâhit ŞÂHİN Bey’le buralardaydık.
O gün oraya ne sebeple ya da hangi bahaneyle gittik, nerelere uğradık, neler yaptık, neler gördük; size anlatacağız inşâllâh ama, güzel, şirin ilçemiz Ulubey’e, daha doğrusu intibâlarımızı serd’e gelemeden yerimiz doldu gördüğünüz gibi.  
İnşâllâh gelecek sefere diyor, sözü bağlarken, idrâk ettiğimiz Rebîul’Evvel ayı ve Mevlid-i Nebî’yi hepimiz için hayır ve bereketlere vesîle kılmasını Cenâb-ı Hakk’tan niyâz ediyor, konularımıza kaldığımız yerden devam ümidiyle cümlenize sevgiler-saygılar sunuyoruz wes’selâm…