Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


OLİMPOS DAĞININ ÇOCUKLARI

Merhum Cemil Meriç, "Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecekler." demişti.


Merhum Cemil Meriç, "Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecekler." demişti.

Ben size bugün o Olimpos'un Çocuklarından bahsetmek istiyorum.

Kolaylık olsun diye baş harflerini alarak kısaca o.ç. yazacağım, siz anlayın.

Bu o.ç. devekuşları gibidir, kafalarını kuma gömüp saklandıklarını, kendilerini gizlemek için Hira Dağının evlatları gibi davrandıklarını zannederler.

Camiye gider, başını bir şeyle kapatır, cemaat, camia, hayırlı cumalar falan derler.

Şeriat zahire hükmeder, kalbini yarıp göremezsiniz ama çaresiz değilsiniz.

O etki ajanlarını ayırt etmek için bakacağınız birkaç yer var, hele bir yaklaşın, anlatacağım.

O.ç., yemeyi çok sever, her biri birer domuz kadar vardır.

Ufak tefeklerini de bilirim derseniz, üçe beşe takılacak değilim, domuzcuklar da var diyelim.

Öyle yerler, öyle yerler ki, aynı şeytanın evlatları olup değişik kumlarda oynadıkları fetöcüden farkları kalmaz.

Tevfik Fikret;

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” mısraları ile bilinen o şiiri bunlar için yazmış olmalı:

Eğitimleri sıfırdır, mabadları kocaman, beyinleri küçüktür.

Her türlü şerefsizliği İslâm maskesiyle ifa eder o.ç.

Korkak ve kancıktırlar.

Say say bitmezler, tutup birini ifşa etseniz, hemen cehapelileri gösterirler!

"Onlarda da var, bizi bırakmazsanız onlar gelir." derler.

Hani benzetmek gibi olmasın amma, o.ç. tam da Emevî kafasına sahiptir:

Bir: "Gücü her şeyden çok severler. İktidar bizim hakkımız, eş, dost, akraba, organize olur, sürüyü biz güderiz, artıklarımızı atınca siz köpekler nasiplenirsiniz. Saltanat ve hanedan bize aittir. Bize mecbursunuz. Biz sizi gütmek için yaratıldık. İstişare, ehliyet, adalet ve liyakat gibi Kur'an hükümlerini hiç duymadık!" demektir bu.

Ve iki: "Biz ne yapıyorsak din odur!" demektir.

Köpek denilen de onlara öykünen sürü oluyor tabi, o.ç. öyle uygun görüyor amma durum ortada, sürüngenler dünden razı gibi.

Bir köleyi özgürleştirmek yolunda en zor aşama ona onun aslında köle olmadığını anlatabilmektir.

Şimdi tabi akla şu soru geliyor:

Bu o.ç. bir şekilde çöreklenmiş bazı yerlere de, köle ruhlular niye razı?

Çünkü o türden güruhta onlara benzeme potansiyeli var!

Şimdi atılacak kemik için sırnaşıyorlar amma yarın seviye atlama ihtimalleri mevcut.

Bir basamak üste çıktıklarında çok daha zalim olacakları şüphesiz.

Çünkü Müslüman ahlâkı yok bunlarda.

İnsanı şerefli yapan o öz var ya, bunlarda yok!

İnsanoğlu değildir o.ç.

Neyse...

Şunu da not ediniz:

O.ç. "Türk'üm" diyemez.

Ancak Türk imiş gibi davrandığını sanır.

Çünkü şeytan babaları onlara Türklerin Dünyaya hâkim olacağını, o yüzden Türk kılığına girerek Tanrıyı yanıltacaklarını (!) söylemiştir.

Onu da beceremez, zar zor “Türkiyeliyim” der.

Çözüm dedikleri “ihanet sürecinde” saçılan pislikleriyle alayını gördünüz işte.

Türklük bir kimliktir, son tahlilde o.ç.dan Türk olmaz.

İsteyerek Türk'üm diyen herkes Türk olur amma inanmadan, taklit ile Türkleşmek mümkün olmaz.

Belki aziz okuyucu o vecizede neden "olana" değil de "diyene" sözcüğünün seçildiğini daha iyi anlayacaktır:

“Ne mutlu Türk'üm diyene!”

Evet, gönülden “Ne mutlu Türk'üm diyene!” diyen vatan evlatları ülkeden ümidi kesmiş, bir yolunu bulup Batı’ya gitme derdinde.

Gençler; nitelikleri ve emekleriyle uyumlu, analarının ak sütü gibi hak ettikleri bir geleceğin o.ç. tarafından engellendiğine, hak haklarının etmeyenlerce gasp edildiğine, haksızlıkların yapanların yanına kaldığına inanıyorlar.

O.ç.’nın en büyük hedefi ve başarısı işte budur!

Ülkeye kabul ettiğimiz Suriyelilerin bile en kalifiye olanları Batı’ya gitmedi mi?

Hele siz de söyleyin bir:

Kişi, kurum, şirket, stk veya her ne ise, soyut kavramlar ve olgular da dahil, gerçek anlamda güvendiğiniz ne varsa sayar mısınız?

!?

Son söz:

O.ç’na o.ç. diyemeyen hiç kimse Hira Dağının evlatları olmaktan bahsedemez.

İnsan olmak “duruş sahibi olmaktır” yavrum.

Ebu Hanife’yi hiç mi okumadın?

Yesevî Ata’yı hiç mi duymadın?

Kerbelâ’dan dönmeyen Hüseyin’i hiç mi bilmedin?

Güzel ahlâklı Peygamber’i hiç mi özlemedin?

Devam o zaman!

“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!

Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Üstüne de pudra şekeri!

Ohhh…