Bugün, 25 Şubat 2021 Perşembe


Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


OKYANUS ÖTESİNDEKİ İZLERİMİZ

TRT 3'te “aile olmak” adı altında, Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı arasındaki ilişkileri anlatan bir programı duygu yükü altında izledim.


TRT 3'te “aile olmak” adı altında, Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı arasındaki ilişkileri anlatan bir programı duygu yükü altında izledim.

Tarihte “Açe Sultanlığı” bir Müslüman devlet olarak Endonezya'ya ait Sumatra Adası’nın kuzeyinde bulunuyordu. 1514’te kurulmuştu.

Coğrafi keşiflerin, Hint Okyanusu üzerindeki ülkeler ve Açe Sultanlığı saldırılara uğramaya başladı. Avrupalılar, bu coğrafyaya girdiler.

Bölge Müslümanları, 16’ncı yüzyıldan başlayıp, 20’nci yüzyılın başına kadar Osmanlı Devleti'nden yardım talep edeceklerdir.

Kanuni, kendisine elçi gönderip yardım isteyen Açe Sultanlığına 1564’te top döküm ustaları, gemi ustaları ve askeri mühimmat gönderecektir.

İkinci Selim döneminde bölge Müslümanlarının yardım istekleri artacaktır. Kızıldeniz’de, Arap Yarımadası'nda Afrika kıyılarında, Hint Okyanusu’nda sorunlarının ağırlaşması nedeniyle beklenen yardımlar verilemeyecektir.

Bölgede İkinci Selim adına hutbe okunmaktadır.

Müslümanlar, batılıların kendilerinin hac yollarını engelledikleri şeklinde İstanbul'a şikayetlerini de aktarmaktadırlar.

Bölge Müslümanlarının 19’uncu yüzyıldaki yardım istekleri, Devlet-i Aliyye'nin Avrupa'daki sorunları, hassas dengeler sonucu istenen düzeyde yapılamamıştır,

Açe Sultanlığı bir ara Hollanda baskısında kalacaktır.

İkinci Dünya Savaşı'nda bölgeyi işgal edenler Japonlar, halkı Şintoist yapmak istediler, tepkiler sonucu başarılı olamadılar.

Onlar, kendilerini hep bir ailenin fertleri gibi, Osmanlı'nın ümmetin bir parçası olarak hissettiler.

Açe ülkesine giden Osmanlı askerlerinin bir bölümü orada kaldılar, yerli kadınlarla evlendiler, aile kurdular. Bugün de nesilleri sürüyor. Burada Türk köyleri bulunuyor. Kendilerini Türk hisseden bu Müslümanlar, Şafi mezhebinden olduklarını söylüyor. Belgeselde gördüğüm Türklerin mezarlıkları sanki Anadolu'da gibiydi. Taşların başında ay yıldızlar vardı. Hassasiyette koruyorlardı.

Askerlerimizin kabirleri 2004 büyük tsunami felaketinde zarar görmüştü. Türkiye onarımında yardımcı olmuştu.

Okyanuslarda bir ada, bizim topraklarımız gibiydi.

2004'te bölgeye giden BBC muhabiri anlatıyordu: “Ülkeye indiğimde kendimi Türkiye'de sandım. İnanmayacaksınız ama gençlerin çoğunluğunda Türk bayraklı şapkalar vardı. yolda çevirdiğim adının Recep olduğunu öğrendiğim bir gence sordum;

-Başlığında neden Türk Bayrağı var dedim.

-Kendi bayrağımızın olduğu şapkayı giyersek hapis cezası alıyoruz. Türk bayrağına ise kimse bir şey demiyor. Zaten Türkler bizim atalarımız sayılır. Türk milli futbol takımının maçlarında evlerimize Türk bayrağı asılır, Türkiye Milli Takım forması giyeriz.”

Şaşırdım kaldım “Tanrım bu Türkler nerede yok? Dedim.

Ne demişti Bosna'da bir dağ başında yaşlı teyze, Türk yetkililer ve yardımlar gelince:

-Sizi çok beklemiştik.

Tarihte toplam 57 milyon kilometrekare coğrafyaya hükmetmiş bir milletten bahsediyoruz.

Böylesi dünya tarihinde yok.

Makedonya'da camide ezan okunurken, kapının önündeki kişi; “Makedonya'da olmak, akraba ziyaretinde bulunmak gibi” diye hisleniyordu.

TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) bugün 150 ülkede faaliyet gösteriyor.

Hindistan'da Agra’da Babur Sultanı Şah Cihan, Tac Mahal’i yaptırıyor. Mimarları İstanbul'dan gidiyor. Hattal Serdar Efendi, anıtın dört tarafına Yasin suresinin yazıyor.

Türkler, İslam'ın kutsal topraklarını yüzyıllar boyu huzur güven içinde yaşatıyor.

1517’de bir Portekiz donanması, Kızıldeniz’e girer. Hedef Mekke ve Cidde'dir. Mekke Şerifi Nümey, bölgeyi terk hazırlığındadır.

Kaptanıderya Selman Reis’e ulaşır. Kaptan, Portekiz donanmasını, Kızıldeniz’den çıkarır, Yemen’i de Osmanlı denetimine alır. Türk milleti ki, 400 yıl boyunca Ravza kandillerinde zeytinyağı yerine gülyağı yakmış, gül medeniyetine önderlik etmiştir.

Bu millet, tüm insanları Allah'ın kulları saydığı için “senin dinin sana benim dinim bana” anlayışı ile başta inancı olarak her şeyini serbest bırakmış, adalet ekseninde yönetmiştir.

Tarihte hangi millet “Pak Ottaman” ilkesi çerçevesinde yönettiklerine dünyada görülmeyen serbestlikleri vermiştir.

Bu muhteşem geçmiş ve Türk İslam dünyasının başı olan Türk milleti yaşayacak, mazlumların, mağdurların her zaman umudu olacaktır.

Adriyatik’ten, Fas kıyılarından, Afrika içlerinden, Urumçi'ye kadar koca bir coğrafya gücümüzü, kuracağımızı, caydırıcı sesimizi bekliyor.

Öncelikle Türk coğrafyasının “dilde, fikirde, işte birlik” yapması, bilinçlenmesi, her alanda bütünleşmesi, güçlenmesi dünyaya barış huzur getirecektir.

Her zaman söylüyoruz, yine söyleyelim; “Türkiye sadece Türkiye değildir.”

Geçmişimizi, tarihsel misyonlarımızı, dinamiklerimizi etki alanlarımızı, büyüklüğümüzü görüyor, hissediyor, bu bizi yeni umutlara, büyük hayallere, geleceğe taşıyor.

Allah'ın yardımı üzerimize eksik olmasın.