Bugün, 16 Temmuz 2020 Perşembe

Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


MÜŞTEREKLERİMİZİ GÜÇLENDİRELİM

.


Doğan grubu, ?Türkiye´nin Ortak Değerleri-Müştereklerimizi Keşfedelim-Geleceğe Birlikte Yürüyelim? adlı proje çerçevesinde, ülkenin tanınmış isimlerinin görüşlerini okurlarıyla paylaştı.

?Sahi nedir bizim müştereklerimiz? sorusuna alınan cevapları okuduk. İlginç değerlendirmelerle karşılaştık.

Hepimizin ortak hayalleri vardı ve herkes ülkemizin geleceğinden duyduğu endişeleri paylaşıyordu.

Önemli olan nokta, farklılıklarımızdan ziyade ortak yanlarımızın daha güçlü ve daha fazla olduğu idi.

Ortak değerlerimizin korunması, toplumsal kutuplaşmanın ortadan kaldırılması, hoşgörü, saygı, sevgi, bütünlük içinde, eşit vatandaşlık hukukunda, geleceğimizi oluşturmak temenni ediliyordu. Bizde candan katılıyoruz.

Farklılıklarımızla ayrışacağımıza, daha fazla olan müştereklerimizle bütünleşelim diyoruz.

?Vatan bir, millet bir, devlet bir, bayrak bir, din bir, kitap bir, kıble bir, ezan bir, secde bir, Allah bir. Bu kadar bire karşılık ayrılık niye? demişti rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu.

Şurası bir gerçektir ki iri, diri, pir, bir millet olabilmemiz için ortak gelişmiş bir kültür yapısına ihtiyaç vardır.

Öncelikle güçlü dokulu bir millet olmak, üniter yapıyı bozmamak, vazgeçilmemiz olmalıdır.

Hiçbir insanımıza ayırım yapmadan, eşit anayasal vatandaşlık hakkı tanıyan modern bir hukuk düzeni kurmak, hayalimizdir ve öncelikli talebimizdir.

Etnisite ve mezhepçilik üzerine kurulu siyaseti tasvip etmiyoruz.

Bu millet, tarihinde etnisite üzerine düzen kurmamıştır.

Millet denilen yapıyı güçlendiremezsek ve esas almaz isek, cemaatler, etnisiteler, mezhepçi akımlar ve kimlikler ortaya çıkacaktır.

Unutmayalım ki, aşiretler, etnisiteler ancak millet içinde kaynaşabilir. Oysa insanlarımız bir etnik gruba da bir millete de mensup olabilir. Sosyolojik olarak millet, daha gelişmiş daha üst kimliktir.

Atatürk ve arkadaşları, yeni devleti kurarken, millet denilen birimi esas almaları ve uluslaşma süreci başlatmaları, o günkü tarihsel şartlara ve ülkenin yapısına uyan bir tercihti.

Türkiye son yıllarda bu konuda yanlış politikalar izledi. Siyasetçilerimiz her konuşmalarında, etnik kökenleri sıraladılar. Ülkeyi bölüp unsurlara ayırdılar sonra beraberiz deyip bütünleştirmeye uğraştılar. Fitneyi uyandırdılar. Herkesin kafasını karıştırdılar. ?Irkçılığa karşıyız? dediler, etnik ırkçılığın yollarını açtılar. Etnisite, cemaat, aşiret kimlikleri öne çıktı. Hâlbuki millet, etnisite ve ırk temeline dayalı bir yapı değildi. Süreç geriye döndürüldü ve millet öncesi sosyal gruplar öne geçmeye başladı. Bunun bedellerini hep birlikte ödüyoruz, ödemeye de devam edeceğiz.

Bütün bunlar sözde aydınlar, bir kısım siyasetçiler tarafından ?özgürleşme? ?demokratikleşme? cilaları ile masum ve makul gösterilmeye çalışıldı.

İnsanlığın tarihinde etnisiteye dayalı federal sistemler ya da özerklikler, sonuçta ayrımcılığı artırmış, siyasal parçalanmaları da beraberinde getirmiştir.

İnsanlar, millet içinde şahsiyet bulurlar. Millet olmayan yerde şahsiyet, şahsiyet olmayan yerde millet yoktur.

Milli bayramları olmayanların dini bayramları da keyifsiz olur. Milli ve dini bayramlar, toplumu canlı tutar, kaynaştırır.

Acıda, sevinçte bir bütün olanlar millettir.

Iraklılar, Suriyeliler gerçek bir millet olsalardı bugünkü felaketlerini yaşamazlardı.

Bir millet sadece yaşayanları ile değil, geçmiş ve geleceklerini de içeren bir bütündür.

En son en mükemmel dine sahibiz. Kur´an ahlakı ortak gücümüz ruhumuzdur. Umuyor ve inanıyorum ki, Kur´an ahlakı ile ahlaklanmak bizi güvene, huzura kavuşturacak iki dünyamızı da ihya edecektir.

Din kardeşliği bizi bu coğrafyada bütünlük içinde tutacak bir faktördür.

Uydurulan değil ?indirilen din? hayat tarzımız haline gelmelidir. Müslümanların ?Müslümanlaşması? temel konudur. Müslümanlar, inançlarını iyi temsil edebiliyor mu?

Dünyanın en mükemmel lisanlarından birine sahibiz. Batılılar, Türkçeyi geleceğin en önemli on dilinden biri ilan ettiler.

Türkçe, anamızın ak sütü gibi. Bu konuda çok hassas olmalı, dilimizi gözümüz gibi korumalıyız.

Türkçe sayesinde Adriyatik´ten Asya´nın derinliklerine kadar derdimizi anlatarak gidebiliriz.

Türkçe, kimliğimizin simgesidir, bayrağıdır.

Kültürümüz, tarihimiz, müziğimiz, medeniyetimiz, misyonumuz, varlığımız göz kamaştırıcı muhteşemlikte.

Şarkılarımız, türkülerimiz büyüklüğümüzü varlığımızı kıyamete dek yaşatacak.

Türkü söyler türküler. Türküler, soluk gibidir. Güneş su olmadan yaşanır mı?

Türkülerimiz, şarkılarımız, yüzyılların ötesinden duygularımızı, öykülerimizi gelecek yüzyıllara taşır.

Ne yazıktır ki bu ülkenin bir kısım insanları ve aydınları Türk´ü de sevmez türkülerimizi de.

Türkülerimize bu ülkenin her yanı her insanı katılır, söyler ve duygulanır.

Üç tarafı deniz dört tarafı sorunlu olan, dünyanın en kıymetli ülkesinde yaşayan bizler, hep uyanık hep ayakta kalmalıyız.

Orta gelir tuzağında kalıp, ikinci sınıf bir siyasal aktör olarak devam edemeyiz. Rol almak değil, oyun kurucu olmak, rol dağıtmak istiyoruz.

Düşünecek, bilinçlenecek, bilim ve teknoloji üretecek milletin bölünmez bütünlüğünü kalıcı hale getirmek zorundayız.

Güçlü ortak bir yüksek kültür oluşturup, kuşaktan kuşağa aktarabilmeliyiz. Eğitimimiz milli ise temel görevi de budur.

Öncelikle eğitim sistemimizin Türkçeyi iyi öğretmesi gerekiyor. Burada bile sorunluyuz. Türkçeyi iyi konuşamıyor, iyi yazamıyoruz.

İlköğretim müfredatını, milli kültürümüze, çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemekte geç kalmış bulunuyoruz.

Güçlü bir ekonomiye sahip olmalıyız. Öncelikle bilim ve teknoloji. Daha da önemlisi düşünen, sorgulayan, araştıran, çalışan beyin. Özgürlük ve bilimin olmadığı yerde hiçbir güzellik yeşermez.

Sovyetler Birliği, soğuk savaşı ekonomi nedeniyle kaybetti.

Otoriter bir yönetim zihniyeti ve ideolojik bağnazlık ekonomik gerçekleri ve bilimi kuşatmıştı. İdeoloji, bilime ve özgürlüğe mağlup oldu. Koca bir dünya çöktü.

Görmek, akletmek, düşünmek durumundayız.

Nedenlere sonuçlara, birliğimize, dirliğimize, hukukumuza, insanımıza, geleceğimize ve yakın dünyamıza hakim olmak zorundayız.