Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


MANTIK, FELSEFE, FİZİK VE METAFİZİK

Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;


Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı;

Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!

Der Necip Fazıl.

Mesele: fizik ve metafizik!

Akademi bile “Batı”lının ağzından duyacağı bir “aferin”e odaklanmış veya en azından itiraz edilmemenin mutluluğu ile o geceyi huzurla geçiriyorsa geçmişler olsun!

“Nietzsche, Sartre, Camus, Schophenhour  ve Newton ne demiş, neden demiş, bilgiyi ve bilgeliği niçin öyle anlamış ve anlatmışlar?”, önemsiz.

Önemsiz dediysem, anlamamıza gerek yoktur, baştan kabul ettiğimiz varsayılabilir (hâşâ!).

Neticede Yüce Yaratıcıyı onların kalıplarıyla, haydi adına; fizik, mantık ve felsefe diyelim, o yolla idrâk etmeye meylederseniz “beyaz kâğıda sütle yazılmış yazıda” beyazdan beyazı sıyıramaz ve kaybedersiniz azizim.

İmtihanı, imanı ve sırrı…

Sadece bilgi yeterdi fakat…

Sadece bilgi, kim imiş Newton, kim imiş Nietzsche, kim imiş Schophenhour?

Schophenhour, Bilim ve Bilgelik adlı eserinde şöyle der meselâ:

“İnsan dışında hiçbir varlık varoluşuna şaşırmaz. Ne var ki tabiatın bilgeliği bize hayvanların sakin, huzur dolu bakışlarından konuşur çünkü onlarda henüz irade ve zihin karşılaştıklarında birbirlerine şaşıracak genişlikte ayrılmamıştır. Dolayısıyla burada bütün fenomen hala neşet ettiği tabiat köküne sıkı sıkıya bağlıdır ve büyük ananın her şeyi bilinçsiz bilirliğini paylaşır. Tabiatın iç varlığı (nesnelleşmesi içinde yaşama iradesi) güçlü ve neşeli bir şekilde iki bilinçsiz varlık katmanını ve ardından canlıların uzun ve geniş silsilesini geçip sonunda ilk defa yani insanda aklın tezahürüyle düşünmeye ulaşır. İşte ancak o zaman şaşırır ve bunun ne olduğunu kendisine sorar. Ve burada ilk defa bilinçli olarak ölümle karşılaştığı ve bütün mevcudiyetin sınırlılığı ile her türlü çabanın beyhudeliği ve sonuçsuzluğu kendisini az veya çok güçlü biçimde hissettirdiği için bu şaşkınlık daha ciddidir. Dolayısıyla bu düşünme ve bu şaşkınlıkla birlikte sadece insana özgü olan metafizik İhtiyacı ortaya çıkar; bu sebepten ötürü o bir animal metaphysicumdur.”

Ve meselâ “Türkler, Müslümanlığa geçtikleri dönemden itibaren Dünyanın hâkimi olmaya mahkûm edildi." diyen Newton aslında şudur:

(Alıntılar merhum Aytunç Altındal’dan: https://www.youtube.com/watch?v=zn-ZCN2NxVQ)

“Sir Isaac Newton’un Simyacılığı ve Gizli İlimlere olan düşkünlüğü ‘Bilimcilik’ pazarlayan akademik çevrelerde hemen hiç duyulmamıştı. Öyle ki Newton’u fizik, optik ve matematik dışında değerlendirmeye kalkışan akademisyenler de susturulmuşlar ve adlarını ve sanlarını yitirmek zorunda bırakılmışlardır. Newton’un yaşamının neredeyse tamamını Okült, Alşimi ve Kadim Kutsal Metinleri ve onlarda şifrelendiğine inandığı Gizli bilgileri çözmekle geçirdiği 1936 yılına kadar hiçbir akademisyen tarafından cesaret edilerek dile getirilememiştir. Zaten Newton’un gizli hayatını bilen de pek olmamıştır. 1886’da kimlikleri bilinmeyen kişiler Cambridge Üniversitesi’nin en üst düzey yöneticilerine ellerinde Newton’a ait belgeler bulunduğunu ve bunları üniversiteye bağışlamak istediklerini bildirdiklerinde; Üniversite yöneticileri bu büyük koleksiyona şöyle üstün körü bir bakış atfettikten sonra, “Bunlar Newton’un eğlenmek için yazdığı metinlerdir. Bunları bizdeki fizik ve matematik külliyatının eki olarak arşivimize almak Bilimin Tanrısı Sir Isaac Newton’a hakaret olur.” diyerek ellerinin tersiyle itmişlerdir. 1936’da aynı Newton Külliyatı bu kez Sotheby’s müzayede şirketi tarafından satışa çıkarıldı. Üniversiteler bu külliyatla yine ilgilenmediler. Öyle ya, Newton sadece Bilim ve Akıl’dan oluşmuş bir dâhiydi, onun böyle Hokus-Pokus işleriyle uğraşmış olması düşünülemezdi ve düşünülmesi teklif bile edilemezdi. Ama çok ilginç iki bilim adamı böyle düşünmüyorlardı. Bunlardan birincisi Newton’a ait olan dev külliyatın Simya ve Hermetizm ile doğrudan bağlantılı bölümünü, diğeri de 800 büyük dosyadan (folio) oluşan İncil ve Eski Ahit araştırmalarını kapsayan bölümleri satın aldılar. Newton’un ‘Alşimi’ alanında yaptığı çalışmaları altı yıl süreyle inceleyen alıcı, kapitalist iktisat anlayışının ünlü kuramcısı ve matematik dehası John Maynard Keynes’ti. Keynes altı yıl süreyle Newton’un külliyatı üzerinde çalışmıştı. 1942’de, II. Dünya Savaşı’nın en yoğun yaşandığı günlerde ünlü Royal Society Club’da ‘Newton’un Gizli Hayatı:Alşimi’ başlıklı bir konferans verdi. Üniversite yöneticileri Keynes’in böyle bir konferans vereceğini duyunca çok şaşırdılar ama onu cezalandıramadılar. Keynes konferansında mealen şöyle konuştu: “18. yüzyılda Newton, çağdaş bilim adamlarının en büyüğü ve öncüsü bir dahi olarak tanıtılmış, sadece Bilim ve Akıl’dan oluşmuş bir buz kalıbı gibi lanse edilmiştir. Ben Newton’u bu ışık altında görmedim. Bu külliyatı okuyan başkaları da eminim benim gibi düşüneceklerdir. 1696’da bu yazdıklarını sandıklara doldurup Cambridge’den ayrıldığı günden bu yana hiç okunmamış olan bu yazılar şimdi okuyan biri, Newton’un gerçekte Akıl-Çağı’nın ilk Tanrısı ve Öncüsü değil, tam tersine Babil ve Sümerlerden beri yaklaşık 10000 yıldır var olan gizli entellektüel dünyanın SON TEMSİLCİSİ BİR MAJİSYEN olduğunu anlayacaktır. Magi, Newton’a saygın ve samimi bir ziyarette (homage) bulunabilir. (Magi, İsa Mesih doğduğu zaman onu ziyarete gelen üç Kahin’den birincisi, Baş-Kahin veya sihirbaz -İncil’e göre-.) Keynes, aynı konferansında Newton’un gerçekte Bilim adamı olmaktan çok bir Beyaz Majisyen (White Magician) olduğunu ve tüm Evreni, Baş Alşimist olarak gördüğü Tanrının belirli bir şifreleme (chyrptography) yöntemiyle yarattığına inandığını da hiç çekinmeden anlatmıştı. Anlatmıştı da ne olmuştu diyeceksiniz. Üniversite yönetimleri Newton’un bu yönünün genç bilim adamlarına ulaşmasını, onlar tarafından bilinmesini ve Newton’un bu gizli çalışmalarının onun bilimsel çalışmalarını nasıl etkilediğini öğrenmelerini engellemişlerdi. Keynes, bu durumu öğrenince Newton Külliyatını kendi miras listesinden çıkardı ve belki de inat olsun diye onun adına kurulmuş olan Cambridge Kings College’daki arşive bağışladı. Hâlen de oradalar. Newton’un İncil ve Kadim Kutsal Metinlerle ilgili çalışmalarını satın alan kişi ise bu külliyatı 1948’de İngiltere’den yeni kurulan İsrail Siyonist Devleti‘ne kaçırdı ve MS15 kod adıyla kayıtlı olan bu 800 dosyalık külliyat 2009 yılına kadar sadece İsrailli Tanrıbilimcilerin ve araştırmacıların denetiminde kaldı. 2009’da israil, Newton’un bu külliyatını bir yıl süreyle sergileyeceğini duyurdu ve öyle de yaptı. Newton’un ikinci yaşamında yaptığı gizli Din araştırmalarının bir kısmı da böylece ortaya çıkmış oldu.”

Neyse, yerimiz bitti maalesef.

Bugün, Batı’yı ve bizim neden bu hâlde olduğumuzu anlamak için yukarıda yaptığım alıntıları bilmek gerekir.

Ne kaybettiğimizi anlamak için ise en başta verdiğim beyti düşünmek.

Bırakın bilgeliği, bilgi sahibi bile değiliz yani!

Öykünülen “onlar” ise “bilgelik” diye şeytanı yedirdiler çoktan!