Bugün, 15 Temmuz 2020 Çarşamba

Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


LİYAKATİN YERİNE SADAKAT GEÇERSE

Liyakat, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; layık olma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik demektir.


Liyakat, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; layık olma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik demektir.

Liyakat sahibi, başarılı, erdemli, yetenekli kişidir.

Dünyayı yeniden keşfe gerek yoktur. Bütün gelişmiş uygarlık sahibi ülkeler, bilgi üretirler, üretilen bilgiyi en yetenekli, zeki, birikimli insanları ile gerektiği biçimde kullanırlar.

Biz, emaneti ehline vermeyi, görev yetki ve sorumlulukları, en liyakatli insanlara bırakmayı, ideal biçimde yerine getiremiyor, buradan çıkan sorunlarla uğraşıp duruyoruz.

Osmanlı'nın son yıllarında da böyleydi.

Devlet-i Aliye’yi Osmaniye, “kaht-ı rical” sorunu yaşadı. Yani yetişmiş insan sayısı yetersizliği, aydınların siyasilerin kaliteli olmaması, liyakat ehliyet yoksunu olmaları, sorunların çözümünde hep zorluklar yaşatmıştır.

Padişah III. Ahmed, yüzyıllar öncesinden bu durumdan bakın nasıl yakınmış:

“Devlet-i çarh-ı deni kamu müptezele

Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele”

(Aşağılık talih devleti bütün bütün değersizlere verdi

Şimdi devlet kapılarında gezen hep it kopuk)

Devletin dini adalettir. Adalet mülkün temelidir. Hukuk siyasetin üstündedir. Devleti devlet yapmanın önemli bir yolu da liyakattir.

Bütün devlet kurumlarında, bürokraside, yerel yönetimlerde, kısacası her yerde “emaneti ehline vermek” esas olmalıdır.

Şüphesiz ki devleti siyaset yönetecek ama kadroları da siyaset tayin ederse, bu ülke için ciddi sorunlar yaratacaktır.

Siyasilerin, liyakate yer vermemesi ise öncelikle dinimize de ters düşmektir.

Kurumlarımızın yozlaşması demektir.

Devletin, hizmetleri en iyi şekilde topluma sunamamasıdır.

Toplumda güveni sarsmaktır. Ülkede kutuplaşmaya yol açmaktır. Sonuçta toplumsal bütünlüğümüzü yaralanmaktır.

Ülkemin tarihinde tüm siyasi yapılanmalar, aynı kültürün çocukları oldukları için, iktidar olduklarında, liyakati değil sadakati önde tutmuşlardır.

Bir ülkede bir görevlendirme yapılırken, “bizden mi?” diye soruluyorsa, “benim yakınımdır” diye uyarı yapılıyorsa, her şey siyah beyaz görülüyorsa, orada liyakat olur mu?

Orada başta vicdan olmak üzere birçok kavram tartışmaya açık hale gelir.

Biz Müslümanlar, Kur’an'da Nisa suresinin 58. ayetine bakmıyor muyuz?

Kur'an, bize emanetleri ehline vermemizi, insanlar arasında adaletle hükmetmemizi istiyor. Ayet ayrıca, adaletin mülkün temeli olduğunu vurguluyor. Kısacası ehliyet ve adalet konusunda tüm beşer uyarılıyor.

Peygamberimiz; “işler ehil olmayanların eline geçerse kıyameti bekleyin” buyurmuştu.

Yine Efendimiz; “Müslümanların bir işine bakan kimse, o işi daha iyi yapacak biri varken bir başkasına verirse Allah'a, Resulüne ve müminlere hıyanet eder” buyurmuştur.

Peygamber Efendimizle ilgili şu olay sanıyorum ki insanlarımız için konuya net açıklık getirmektedir.

Müslümanlar, Mekke'yi fethetmişlerdir.

Peygamberimizin amcası Hz. Abbas ve Hz. Ali, Kâbe’nin sorumluluğunun kendilerine verilmesini Efendimizden talep ederler.

Peygamberimiz; “o işi Talha ailesi yapıyor” der.

Hz. Abbas; “ama onlar Müslüman değil ki” deyince, Efendimizin cevabı tüm zamanlara örnek olarak niteliktedir: “Ama onlar bu işi çok iyi yapıyorlar.”

İnsanlar arasında adil olmak, “adalet kendini bile kayırmamaktır” anlayışını esas almak, işi ehline bırakmak, ne kadar çok sorunları aşmamızda kolaylık sağlayacak değil mi?

Şurası bir gerçek ki, tüm insanlığın, tarihler boyu adalet, eşitlik, kardeşlik, liyakat, hak, hukuk gibi kavramlara itirazı olmamıştır, sorun pratiktedir.

Güzel ve yalnız ülkemin, devlet ve toplumsal yapısı, hukuk, adalet, özgürlük, Kur'an ahlâkı, liyakat çoğulculuk, bilim gibi kavramların üzerinde oturmalıdır. İşin gerçeği temeli budur, gerisi boş laftır.