Yazarın Diğer Yazıları


Muhammet SAĞLAM


KÖŞEDEN MÜEZZEH KÖŞE YAZISI

Uzun süredir yazı orucundayım


Uzun süredir yazı orucundayım. Oruçtan kastım yazmamak değil yazdıklarımı herhangi bir yerde yayımlamamaktan ibaret. Bu oruç süresince, “bu zamana kadar yazdıklarım neye değdi, ne sonuç verdi, yazdım da ne oldu?” gibi soruların bulamayacağımı bile bile cevabını aradım. Çünkü cevaptan daha önemli şeylerin olduğunu biliyorum. Oruçtaydım çünkü hangi suyun sakası olduğumu yerli yerine oturtmam gerekiyordu. Şair İsmet Özel Münacaat şiirinin bir yerinde şöyle diyor:
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
    Böyle bir mesele var işte. Ne anladıysanız o.
    Köşeden münezzeh bu köşe yazısını orucumu bozmadan ve köşeye iliştirmeden yazıyorum. Köşede yer işgal etmeyecek kadar kıymetsiz, orucu tehlikeye atacak kadar ehemmiyetli…
    İnsanların nasıl bir dünyada yaşadığımızdan hiç haberleri yok. Türkiye'de PKK taşeronu eliyle birtakım kimseler belli yerlerde yangınlar çıkarıyorlar. (Üstelik sadece Türkiye'de de değil dünyanın muhtelif yerlerinde.)  O yüzden bu yangınlar küresel bir tezgahın ürünü ve belli bir planın parçası.  Bir buçuk yıldır yaşadığımız “pandemi” ortamı ve şartlarından bağımsız hadiseler değil yani. Her şeyi bağımsız ve kendi yolunda akıyor olarak görmeye meyyal bir zihniniz varsa siz de kullanılmaya müsait insanlardansınız. O yüzden size pandemi ve yangınlar arasındaki ilişkiyi anlatmam neredeyse imkansız. Çünkü sizin böyle şeyleri anlamaya hiç niyetiniz yok, siz bu dünyadan az çok memnun olan insanlarsınız. 
    Türkiye'deki insanların bir kısmının yangını çıkaranlardan yardım istediğini gördük " #helpTurkey " etiketiyle. Yani bir olay oluyor ve bu olaydan belli bir kâr elde etmeyi umuyor birileri. "Bu kâr size yetmez, bakın şöyle daha çok kâr edersiniz." diyor ülkemizin bir kısım dalkavukları. Dünyada barış güvercinleri uçuyor, ülkeler birbirinin selametini istiyor ve Türkiye'ye de bu sebeple "sadece" yardım edecekler, beklenen bu. Siz bu insanlardansanız nasıl bir dünyada yaşadığımızdan habersiz olan kurmaca bir dünyada aldatılmış ve köpekliğe razı olmuş insanlardansınız demektir. ABD’den ülkesine demokrasi getirmesini isteyenlerle hemen hemen aynı kafaya sahipsiniz demektir. Manda ve himayenin Türk topraklarının refah seviyemizi artıracağını düşünen Halide Edip kadar “Kurtuluş Savaşı” kahramanı olabilirsiniz ancak. “Ne var bunda canım? Dünya ortak değerimiz, doğa hepimizin, onu beraber koruyacağız.” Böyle cümleleri bir çocuk kurduğunda yaşına rağmen edebi bir başarı göstermesi hasebiyle takdir edilebilir ancak. Başka takdir edilecek tarafı yok. Çocuk aklıyla düşünen birinden başkası söyleyemez bunları. İnsanların sağlığını düşündükleri için aşı baskısı kurulduğunu düşünmek kadar aptalca düşünceler bunlar. Bu bir aptallığın ürünü değilse hainlikten başka kapıya çıkmaz. Türkiye’de bir hainler var bir de gafiller.  “Türk devleti güçlüdür, yardıma ihtiyacı yok.” Diyenler Türkiye’de hakim organizasyonun, sermayenin selametine hizmet etmeği reddetme imkânını ve ferasetini çoktan kaybettiğini bilmeyen gafillerden başkası değildir. Ha bir de Türkiye’de Türkler var. İsmet Özel’den bir alıntı yapma zarureti doğdu: “…Yani eğer Türkiye’de iki tip insan varsa, gafiller ve hainler, gafiller gafletten kurtuldukları zaman ne yaparlar, hainler ihanetleri açığa çıktığı zaman ne yaparlar? Bu bilgimiz dahilinde değil. Ama biz bu riski göze alacağız.” “1
Her Türk olduğunu iddia eden, İsmet Özel’in bahsettiği riski göze almadıkça Türkiye ve Türk yararına bir şey yapmış olmaz. Biz bu riski göze alacağız.