KIZIL ELMA – 2
Tarih: 10.2.2018 13:38:12 / 321okunma / 0yorum
Can Mustafa ÇEBİ


Türk yaşayış tarzının bir tezahürü olarak, Türklerin inanç dünyaları animistik temellidir. Pastoral göçebeliğin bir gereği olarak Türkler eski devirlerinde yerleşik kültürler gibi bir medeniyet oluşturmaktan ziyade hayat şartları gereği doğaya ve onun unsurlarına ehemmiyet veren bir algılayış biçimi geliştirmişlerdir. Türklere göre doğada bulunan her nesnenin bir ruhu vardır. Suyun kirletilmesi “yazuk” yani günahtır. Bugün hala toprağa “toprak ana” ifadesini sunmamız toprağı ruhu olan ve tıpkı bir anne gibi fedakarlık yapan bir ruha sahip olduğu inancımızın akislerindendir. Ötüken Yış, Han Tengri , Yir-Sub ,Kayın Ağacı , Kök Böri (Bozkurt) gibi ifade ve semboller Türklerin hayatını kuşatan doğal unsurlara yükledikleri kutsallığa atıf yapan örneklerdir. Ölen kişilerin kişisel eşyalarıyla beraber kullandıkları atı ile gömülmesi ritüeli de bu her varlığa bir ruh yüklemekle ilintilidir. Zira Türklerin inanç dünyası dahi gök ile ilişkilendirilmiş ve yaratıcılarına Kök Tengri adını vermişlerdir. Bütün bu animistik düzen çerçevesinde Türkler, zaman içerisinde hedef olarak tayin ettikleri ilahi misyonlarını Kızıl Elma olarak ifadelendirmişlerdir. Kızıl Elma ülküsünün ana taşıyıcısı olan Oğuz Türkleri´nin efsanevi atası Oğuz Kagan oğullarına Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ,Deniz adlarını vererek hem bu animistik anlayışın tezahürünü göstermiş hem de destanda geçen “kün tuğ bolgıl kök kurıkan (güneş tuğumuz olsun,gökyüzü çadırımız)” ifadesiyle Oğuzlara Kızıl Elma´nın rotasını çizmiştir.

Kızıl Elma kavramının özelliği onu ülkü edinen millet için devamlı bir dinamizm unsuru sağlamasıdır. Çünkü Kızıl Elma yaklaştıkça uzaklaşan bir olgudur ve nihai hedefi Türk Cihan Hakimiyeti mefkuresidir. Her şeyden evvel ortada bir hedef vardır ve bu hedef kırmızı ya da sarı (bazı Türk lehçelerinde sarı renkte olan altın , kızıl olarak söylenir,Azeri lehçesi bunlardan biridir) ve yuvarlak hatlı bir cisimle sembolleştirilmiştir. Kızıl Elma kavramının hususiyetle Oğuz Türkleri´ne has olması ve Oğuz Kagan adıyla bilinen fetihçi efsanevi kişiliğin fetihlerinin rotasını Batı´ya doğru çevirmesinin nedeni Batı´da ki bir kentte som altından yapılmış bir küre olduğu ve bu kürenin cihan hakimiyetini sembolize ettiği inancıdır. Zira Oğuz Türkleri , kendilerine göre daha Batı´da olan Hazar Kaganlarından birinin otağının üzerinde bulunan altın küreyi ele geçirmek istemişlerdir. Bu hedef zaman içerisinde İran üzerinden Anadolu´ya intikal ederek Türklerin hakimiyet metaforunun sembolü haline gelmiştir.
 
Hakimiyet sembolü kırmızı  ve oval bir cisim olarak sembolize edilmiştir ve burada efsanevi “yada taşı” ndan da söz etmek gerekmektedir. Yada Taşı sihirli bir taştır ve Türkler´in ilk atasına Türk Tengrisi tarafından verilmiştir. Nuh Tufan´ı temelli anlatılara göre Nuh Peygamber dünyayı oğulları arasında pay ettiğinde Yafes´e Slav, Türk ve Çin ülkeleri verilmiştir. Yafes gerektiğinde yağmur yağdırabilmek amacıyla Tanrı´dan niyazda bulunmuş, Tanrı´da ona bir dua öğretmiştir. Bu duayı unutmamak için bir taşa yazan Yafes , bu taşı boynuna asarak istediği zaman yağmur yağdırma gücü edinmiştir. Aynı anlatıya göre zamanla bu taş Oğuz, Kalaç ve Hazarlara verilmiş olup aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden taş Oğuzlar´da kalmıştır. Fakat bu taşı elde edebilmek için Türk boyları arasındaki mücadele devam etmiştir. Yada taşının su ile ilintisi önemlidir. Bozkır halklarının kurak bozkır ikliminde en çok ihtiyacı olan suyu elde etmek için yağmur yağdırma kudretini edinmeleri bir hakimiyet sembolü olarak okunabilir. Yada taşı ve bu taşla yağmur yağdırılarak savaşlarda zaferler kazanıldığı gerek Kaşgarlı Mahmud´un anlatımlarında gerek Tarih-i Reşidi´de ki Emir Timur ile İlyas Hoca arasında yapılan savaşın kaydedildiği bölümde vurgulanmaktadır. Fakat gücü sembolize eden bu Yada Taşı´nın Kızıl Elma kavramıyla ne kadar ilintili olduğu muallaktır.

Türkler kendilerinin ilahi bir sorumlulukla vazifelendirildiğine inanırlar. Bu sorumluluk dünyayı Türk Tanrısı´nın nizamına göre yani töreye göre yönetmektir. Türk milliyetçiliğinin temel referans kaynağı olan Orhun Bengütaşları´nda bu husus göze çarpmaktadır. Kül Tigin Abidesi´nin güney yüzünde Bilge Kagan muhataplarına şöyle seslenmektedir : “Tanrı gibi gökte oturmuş Türk Bilge Kaganı ,bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit . Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadapıt beyleri, kuzeydeki tarkan, buyruk beyleri, Oğuz Tatar… Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit , adam akıllı dinle. Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına , batıda gün batısına ,kuzeyde gece ortasına kadar , onun içindeki millet hep bana tabidir.” Aynı yazıtın 9. Satırında geçen “Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kagan oturdum “ ifadesi   de Türklerin , Tanrı tarafından vazifelendirildiği inancını yansıtmaktadır. Yine Bilge Kagan yazıtlar da “Üstte mavi gök , altta yağız yer kılındıkta ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlu üzerine ecdadım Bumın Kagan, İstemi Kagan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini , töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş” diyerek , insanların üzerinde Türklerin onları yönetmek için Tanrı tarafından gönderildiğine atıf yaparak Türk Cihan Hakimiyeti ülküsünü  ölümsüzleştirmişlerdir. Kızıl Elma kavramı işte bu ülkünün sembolik ifadesidir.

Doğu´da meskun bulunan Türklerin ,hedef olarak tayin ettikleri Kızıl Elma rotasının Batı´da olması hem Türk hem dünya tarihi açısından önemli neticeler doğurmuştur. Oğuz Türkleri´nin Batı´ya doğru iskan olması bu kavram ile birleşmiş ve dünya tarihi Kızıl Elma´ya ulaşmaya çalışan bir toplum tarafından şekillendirilmiştir. Kızıl Elma´yı Oğuz Türkleri´nin sahiplenmesi de içerisinde kozmik ya da ilahi mesajlar taşımaktadır. Türkler´in ulu atası Oğuz Kagan , altı oğlunu üç oklar ve boz oklar diye ikiye ayırmış, Oğuzların teşekkül ettiği 24 boyu da bu altı oğluna taksim etmiştir. Töreye göre kurultayda Oğuz Han´ın sağında oturan Bozoklar ,Üçoklardan üstündür. Bu yüzden Oğuz Kagan´dan sonra yerine Bozokların en büyüğü olan Gün Han geçmiştir. Gün Han´a bağlı boylar arasında da Kayı boyu ilk sırayı almaktadır. Türklerin cihan hakimiyeti ülküsünü en müşahhas hale getiren Osmanlı İmparatorluğu´nun Kayı boyu tarafından kurulmuş olması bu çerçevede dikkate değerdir. Kızıl Elma da esas hüviyetini Kayı boyunun kurduğu Osmanlı İmparatorluğu zamanında kazanmıştır. Tarihçilerin üzerinde mutabık olduğu konulardan biri Osmanlı İmparatorluğu´nun Konstantinapolis´in fethiyle imparatorluk yani büyük bir güç haline geldiğidir. Konstantinapolis´in fethi de Kızıl Elma misyonun tecelligahlarından biridir. Henüz İstanbul olmayan Konstantinapolis´te Justinianus heykeli bulunmaktadır. Atı üzerinde bulunan Justinianus bu heykelde elinde kızıl bir küre tutmaktadır. Hristiyan kaynaklara göre bu küre dünyayı , elinde tutmuş olması da dünya hakimiyetini sembolize etmektedir. Seyyahlara göre bu küre Bizans İmparatorluğu´na manevi bir güç vermektedir. Hatta heykelin yönünün Anadolu´yu göstermesi , bu küreyi alacak olanların Anadolu istikametinden geleceğine delalet sayılmaktadır. İspanyol diplomat Clavijo , İspanya Kralı Henry tarafından Emir Timur´a yaptığı ziyaret için İstanbul´a uğradığında Justinianus  heykelinden şöyle bahsetmektedir ; “Atın sırtındaki savaşçının sağ kolu kalkıktır , avucu açıktır. Sol eli atın dizginini tutmaktadır. Sağ elin avucunda ,  altından bir top vardır. “ Clavijo´nun tasvirine göre Justinianus´un üzerinde olduğu at , dört at büyüklüğündedir. Bu kadar ihtişamlı bir heykelin elinde tuttuğu altın küre de Türklerin her zaman Batı´da varsaydıkları Kızıl Elma için uygun bir hedeftir. Neticede Oğuz Türkleri hedefe nail olmuş ve Türk cihan hakimiyetinin önemli bir merhalesi olan Konstantinapolis feth olunarak, dünyaya yeni Türk nizamı muştulanmıştır.

Fakat Türkler´in Kızıl Elma metaforu yukarı da belirtildiği üzere dinamik bir unsurdur. Ayasofya´da çan seslerinin yerini ezan sesi aldıktan sonra Kızıl Elma artık kendine yeni bir yer bulmuştur. Bu yeni yer St. Pietro  kilisesinin bulunduğu kent olan Katolik dünyanın merkezi Roma´dır. Bu yeni hedefin ,yani Kızıl Elma´nın zaman içinde Roma´da ki meşhur St. Pietro kilisesi olarak anılması günümüzün ideolojik tahayyülü değil bilakis tarihi bir vesikadır. 1818-1866 yılında yaşamış olan Osmanlı devlet adamı ve tarihçi Hayrullah Efendi´nin yazdığı Avrupa Seyahatnamesi adlı kitapta oğlunun Roma gezisiyle alakalı kendisine yazdığı mektuba da yer verilmiştir. Bu mektupta Saint Pietro´yu tarif eden Abdülhalik Nasihi kilisenin kubbesini şöyle tasvir eder : “Şeh-nişinin üstü bir küçük kubbe ile mestur olmakla, alem-i kebir ve Kızıl Elma diye diye şöhret-gir olan parlak yuvarlak orada vakidir”. Aynı eserde Hayrullah Efendi yine Roma kenti için “İtalya tarikiyle azimetimi hususen dünyanın her bir tarafından Kızıl Elma demekle şöhret şiar olan Roma nam şehrin ahval-i ……” . İlginçtir 19. Yüzyılda Kızıl Elma olarak bilinen şehirde bulunan Saint Pietro Kilisesi´ne isim veren de yukarı da belirttiğimiz gibi Atilla´nın 5. yüzyıldaki Roma seferi sırasında elinde kılıcı ile gökte belirdiğine inanılan Aziz Petrus´tan başkası değildir. Roma´nın daha özelinde Saint Pietro kilisesinin Kızıl Elma olarak tayin edilmesinde tıpkı Ayasofya´da olduğu gibi yeni hedefe sembol olan kilisenin de kubbesinin bir elma gibi dairesel formda olması dikkat çekicidir.  Orta Çağ Avrupası´nda Roma , Kutsal Roma Germen İmparatorluğu´nun koruması altındadır. Hattı zatında bahsedilen dönemde krallara taç giydiren kişi Papa´dır. Dolayısıyla önce Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu´nun Türk´ün hakimiyet kılıcıyla tanıştırılması gerekmektedir. Bu yüzden Kızıl Elma önce Viyana olarak tayin edilir. Hatta Beç (Viyana) şehri ve kalesi Osmanlılarda Kızıl Elma Seddi diye anılmaya başlanır.

Amma velakin Kızıl Elma Türk´e bu sefer yar olmaz. İlerleyen tarihlerde Kızıl Elma motivasyonuyla beşeri her hususta ileri taarruzda bulunan Oğuz nesli, ya da Atilla torunları veyahut Bilge Kagan ahvadı savunmaya geçer. Artık Batıya olan akınlar yerini Batı´ya karşı yapılan savunma hamlelerine ve aşağılık kompleksine bırakmıştır. Ta ki Mustafa Kemal Atatürk, Türk´ü yeniden ileri taaruza geçiren “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz” emrini verene kadar !

DEVAM EDECEK…


Anahtar Kelimeler: KIZIL, ELMA
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
KIZIL ELMA -3 (17 Şubat 2018 - Cumartesi)
KIZIL ELMA-1 (03 Şubat 2018 - Cumartesi)
İNŞA-İHYA VE ÖZNE-YÜKLEM (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
KUDÜS VE TEO-POLİTİK TAVIR (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
DOKTRİNER TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ (20 Kasım 2017 - Pazartesi)
YAŞASIN KÖTÜLÜK (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR (30 Ekim 2017 - Pazartesi)
ORTADOĞU DENKLEMİ-2 (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
ORTADOĞU DENKLEMİ-1 (02 Ekim 2017 - Pazartesi)
KOLEKTİF BİLİNÇ (25 Eylül 2017 - Pazartesi)
MERKEZ SİMBİYOTİK PARTİ (05 Eylül 2017 - Salı)
MODERNİZM ÜZERİNE BİR ELEŞTİRİ (28 Ağustos 2017 - Pazartesi)
SOĞUK İÇİNİZ (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
KUZEY IRAK REFERANDUMU (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
TEMEL VE MÜZMİN MUHALİFLER (17 Ekim 2016 - Pazartesi)
TANRI DAĞI TASAVVURU (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
KALIPLAR VE ÖTESİ (29 Eylül 2014 - Pazartesi)
TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE SORULAR (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Sayfa:

anasayfa1
Bugün
3 °C
Pazartesi
5 °C
Salı
6 °C