Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


KİM BUNLAR?

Millî takımın her daldaki karşılaşmasını kalbi pır pır atarak takip edenleriz biz.


 

Yenilince o gece uyuyamayan, tadı-tuzu kaçan, kendine küsen insanlarız.

Bayrağımızı yerde görmeye dayanamayız, şiirlerle dolar taşar, ölümü öldürür, o düşmesin diye kurşunların üzerine atılır, toprağa düşeriz.

Ağlayan birine kayıtsız kalamaz, mazluma kulağımızı tıkamayız.

Açlara sofra açar, açıkları giydirir, üşüyeni ısıtırız.

Vatan denildi mi akan sular durur, doğmamış bebeğin derdiyle geçer ömrümüz.

Türkülerle, bozlaklarla, deyişlerle iklimden iklime akar, göz değmemiş hislerimizi kendi gönül kabımızda hâlden hâle geçerken temaşa ederiz.

Öyle telleri vardır ki bağlamamızın, dokunsanız çağlar her birimiz, ar sayar, izin vermeyiz.

Nazarımız sert lâkin mizacımız yumuşaktır, merhamet ilmek ilmek işlenmiştir yürek çizgilerimize.

Saklıyorsak onları, düşmana zaaf sayılmasın diye, atılmaya hazır bir kaplan kadar uykuyu unuttuk çünkü.

Milliyetçilik bu değil midir zaten?

Öyledir de, ne söyler ana haber bültenleri?

Karanlık sokakların tekinsiz koynunda yaşayan gencecik kadınlar mı varmış ülkemde?

Abuk sabuk TV programlarında kimin kimi nasıl öldürdüğü sıradan vaka gibi konuşulur mu olmuş?

Açlar gözler önünde iken tokların ziyafetleri mi övülmeye başlanmış?

Gariplerin mahzun gözbebeklerini kan mı bürümüş?

Cihad diye yola çıkıp kendi kardeşinin malına ganimet diye çökenler mi sarmış evleri, ocakları?

Her lafını “Hayırlı cumalar, selâm ve dua ile” bitirip, milletimizin derin hüznünü kara kışa çeviren münafıklar mı mevzilenmiş maskelerin ardında?

Cenazeleri Türk Bayrağına sarılan ama ne idüğü belirsiz mezarlıklara defnedilenler kimler?

Öz yurdumda, bağrımda yeşeren ayrık otları kim?

Kim bunlar?

Derdimle dertlenmeyen, sevincimi kursağımda bırakan, sırtımı döndüğümde hançeri saplayan ama biteviye sırıtan, yuvama bırakılmış guguk kuşları, kim?

Şehid edebiyatı onlarda, vurgun onlarda, faiz onlarda, zenginlik onlarda, konfor ve hamaset onlarda…

Gözyaşı bende, fakirlik bende, sıkıntı bende, ezilen ben, eksilen ben, ölen ben, veren ben…

Kim bunlar?

Müslüman değiller, Türk değiller, adam değiller ama her zaman ipler onların elinde…

Seçen ben değilim ama hep onlar seçiliyor, sunan ben değilim ama hep onlar kapışıyor, ben öldükçe onlar hep diriliyor, kim bunlar?

Vatanın kaynaklarını, gencecik civanları, küçücük ceylanları şeytanî ilâhlarına kurban eden, göstere göstere, bile isteye kanımı emenler kim?

Camide ilk safta, amin derken en öndeler, sözde benimle ağlıyor, benimle gülüyorlar.

Taziyede saate bakarlar, düğünde kalabalığa karışmazlar, etraflarında hizmetçileri çoktur, telefonlarını bile birileri taşır, arabaların arka koltuğuna yerleşir, kamunun hizmet araçlarını kendileri ve karıları kızları makam taşıtı gibi kullanırlar.

Onlar gibi, onlar tarafından satın alınmış hizmetçileri de görgüsüz bir kibirle şaşaalı yaşar, olduğundan daha varsıl gözükmek için çılgınca çırpınırlar.

Peki, fakat kim onlar?

Hayâsız riyakârlar kim?

Köpekler kim, köpeklerin çobanı kim, çobanların sahibi kim?

...

Ben aptal mıyım?

...

Amaaaa...

Ama artık gemi azıya aldılar.

Turnusol kâğıdına gerek yok!

Onlar, Atlantis'in çocukları.

Zülkarneyn seddinin altındaki güvenli bölgede yaşar iken son tahlilde ruhunu onlara satan bizimkiler yüzünden insanlığını yitirmek üzere olanlar ise bizleriz.

Ruhunu şeytana sunmuş bulunanlara Türk veya Müslüman muamelesi yapmayı bırakmaz isek, hezimet mukadder olacak.

Söz verdik, o söz ile Törelendik, Öz aldık, insan olduk, Türk dediler bize, buna hakkımız yok.

Adamını tanı ey insan, arkadaşını tanı, yoldaşını tanı, “Kimsin sen?” diye sor!

Çünkü sormadıkça kim olduğunu unutuyor ve çer çöp için ahiretini veriyorsun.

Ne kadar heveslisin vermeye!