Yazarın Diğer Yazıları


Necdet TOPÇUOĞLU


HIRSIZLAR KASABASI

Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alıp, komşularının evlerini soymaya giderlermiş.


 

Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alıp, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Fakat gün doğarken geri döndüklerinde kendi evlerini de soyulmuş olarak bulurlarmış. Herkes birbirinden çaldığı için, kasabada kimse kaybetmezmiş. 
Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş.
Fakat bu durum böyle bir süre devam edince, ahali ona kızmaya başlamışlar. "Çalmadan yaşamak senin tercihin olabilir, ama başkalarını engellemeye hakkın yok" demişler. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış.
Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiç bir şeyi kalmamış ve memleketini terk etmek zorunda kalmış.
Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar. Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış. Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!
Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş. Çünkü yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terk edip gitmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yavaş yavaş yitirmeye başlamışlar.
Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Sora sora nerede yaşadığını öğrenmişler. Evine gittiklerinde kapıda yazılı bir kâğıt görmüşler. Kâğıtta şunlar yazıyormuş, "Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir."
Bu kıssayı neden yazma gereği hissettiğimi açıklamak istiyorum. Dünya Saydamlık Araştırmaları Merkezi, yıllar önce Türkiye’de bir anket çalışması yapmış. Deneklere iki soru sormuşlar. Birinci soruda Türkiye’de yolsuzluk yapıldığına inanıyormusunuz, ikinci soruda ise yolsuzluklara karşımısınız diye sormuşlar.
Deneklerden %90’ı Türkiye’de yolsuzluk yapıldığını, %95’i de, yolsuzluklara karşı olduklarını ifade etmişler. Anketi uygulayanlar bu defa yolsuzluklara karşı olan gruba iki şıklı bir soru daha yöneltmişler. Birinci şık da, yolsuzluklara ahlaki değerler sebebiyle mi karşısınız, ikinci şık da, onlar yapıyor biz neden yapamıyoruz diye mi karşısınız, şeklinde sormuşlar. Katılanların %90’ı onlar yolsuzluk yapıyor biz neden yapamıyoruz seçeneğini işaretlemişler.
Anketlerin toplumun genelini temsil ettiğini düşünmüyorum. Ancak eğilim bakımından bir fikir verdiğini de inkar edemem. Demek ki toplumda yolsuzluk yapma eğilimi yüksek. Çoğunluğun haksız kazanç elde etmek için sıra beklediği bir ülkede dürüst insanların sorumluluk noktasına gelmesi zordur. Bir gün hırsızlık ve yolsuzluğun ülkeyi bitirme noktasına getirdiğinde, dürüst insanların kurtarıcı olarak kapılarının çalınması çok geç kalınmış bir karar olacaktır.
Bir ülkede insanların dürüst ve namuslu oldukları için övülmeleri utanılacak bir durumdur. Aslında dürüst ve namuslu olmak herkesin ortak vasfı olmalıdır. Ne yazık ki ahlakın içi boşaltılmıştır. Ahlaksızlığın adı uyanıklık olmuştur. Milleti millet yapan değerleri tekrar toplum hayatında egemen kılamazsak ayakta kalmamız mümkün değildir. Bir an önce gaflet uykusundan uyanmak gerekir. Soyulacak garip guraba kalmayınca kimi soyacaksınız?
Hint felsefesi okumaktan büyük keyif alırım. Fikir ve düşüncelerimi olumlu etkilediğini düşünüyorum. Ünlü siyasetçi Indra Ghandi, ‘Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır, ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız.’’ demiştir. Ne dersiniz, bizim Millet uyuyor mu, yoksa uyuyor gibi mi davranıyor?