Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


GÜZEL TÜRKÇEM 

Türk Dil Bayramı’nı 26 Eylül’de kutladık. 



Türk Dil Bayramı’nı 26 Eylül’de kutladık. 
Kutladık kutlamasına da, küreselleşmenin oluşturduğu kuşatma, AB dayatmaları, iletişimdeki hızlı gelişmeler, dijital teknolojinin getirdiği sonuçlar, aydınlarımızın dilimiz konusundaki umursamazlığı, medyamızın tahribi, aşağılık komplekslerimiz, günümüzde Türkçemizi tehditler altında bırakmıştır. 
Aslında ne kadar şanslıyız ki; İslamiyet, Türkçe Türk kültürü gibi önemli değerlere sahibiz. Kendi değerlerimizden habersiz olan şuursuzluğumuz, bilgisizliğimiz acil çözüm gerektiriyor. 
Türkçe, kimliğimiz, bağımsızlığımız, millet olma temelimiz, geleceğimiz, bayrağımız, ağzımızsa anamızın ak sütü gibi helalimizdir. 
“Türkçenin konuşulduğu yerler vatandır” diyor Yahya Kemal Beyatlı. Türk, Türkçe konuşan düşünen, Türkçe rüya görendir. Türk, dini dinime uygun, dili dilime uyandır. 
Balkanlardan Orta Asya’ya kadar, değişik şive ve lehçeleriyle yaklaşık 300 milyon insanın ona sütüdür Türkçe.
Türkçe, gelecek yüzyılda yaşayacak birkaç dilden biridir. Dünya dil bilimcilerine göre; adeta bilgisayarla programlanarak yaratılmış kadar mantıklı bir gramere sahip, matematik gibi bir lisandır. Deyim yapmada benzersiz sayılıyor. Yapısal özellikleri bakımından, İngilizceden daha üstün bir dil yorumunu bizzat yabancılar yapıyor.
Dünyanın en eski dillerinden biridir lisanımız. Sümerlere ait tabletlerde 1000 dolayında Türkçe kelimeye rastlanmıştır.
Türkçemiz, yüzyıllar içindeki tüm olumsuzluklara rağmen bu zor coğrafyada ayakta kalacak kadar sağlam dokuludur. 
Cumhuriyet döneminde, Türkçemize gereken önem verilmiş, ciddi çalışmalar yapılmıştır. 
1935’e kadar dilimizdeki yabancı kökenli kelimeleri atma temelli tasfiyeci bir politika izlenmiştir. Atatürk, zamanla bu politikanın yanlışlığını kavrayıp vazgeçmiş. “Türk milletinin bildiği ve kutladığı her kelime Türkçedir.” Anlayışına dönülmüştür. 
Bu dönemde çeşitli tartışmalar olmuş, dilimizden Arapça ve Farsça kelimeler çıkarsa geriye bir şey kalmayacağı savunulmuştur. 
Arap’ınkini Arap’a, Acem’inkini de Acem’e geri verirsek bize kötü bir Buhara hırkasından başka bir şey kalmaz… 
Atatürk ise şu soruyu sorarmış; Tarihin akışını oradan oraya çevirmiş, yer yer bunca uygarlık ocakları kurmuş bir milletin dili bu derece yoksul olabilir mi? Arapların etkisine girmeden önce devletler kurmuş bir milletin hükümet, hukuk, adalet gibi kavramlarla onur, namus, insaf, vicdan gibi yüksek duygular birer ad vermemiş olması düşünülebilir mi? 
Gazi Paşa, bu duruma uygun bir de fıkra anlatırmış…
Vaktiyle zengin bir köy ağası kentin hamamına gitmiş, yıkanmış, kurulanmış, giyinmek üzere bohçasına el attığında bir de bakmış ki silahından başka her şey çalınmış. Başlamış hamamcılardan hesap sormaya. Hamamcılar ise ağanın şantaj yaptığını yoksa çalınan bir şey olmadığını ileri sürermiş. Sonunda ağanın tepesi atmış, silahını kuşanmış, çırılçıplak ayağa kalkmış. 
“Peki ben hamama bu kılıkta mı geldim ağalar” diye sormuş. 
Türkler tarih sahnesine dilsiz mi çıktılar?
Bugün bu güzel Türkçem için endişeler taşıyoruz. Sorunların bir an önce çözülmesini bekliyoruz. 
Yukarıdan aşağıya hepimiz Türkçemizi doğru yazamıyor, konuşamıyoruz. Türk insanının önemli bir bölümünün 300-500 kelime ile konuşması, üzerinde çok düşünmemiz gereken bir yaradır. 
Yabancı dillerin, lisanımız üzerinde olumsuz etkileri hızla artmaktadır. 
Şirketlerimizi kırarken, yeni markalar üretirken, iş yeri açarken, konuşurken yazarken, yabancı kelime kullanma hastalığını anlamak mümkün değildir. 
Aydınlarımız medya, siyasilerimiz, dilimize gereken duyarlılığı göstermemektedir. Siyasi güce büyük sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Zaman geçiyor, bu konuda milli seferberlik ilan edilmelidir. 
Eğitim ve öğretim dili kesinlikle Türkçe olmalı, yabancı dil öğretimi ayrı ele alınmalıdır. 
Dıştan gelen kelime ve deyimlerin karşılığı kesinlikle Türkçe olmalıdır. 
Türk dünyası ile ortak Türkçeye hızla geçilmelidir. Türkçe dışında hiçbir dil resmi dil kabul edilmemeli, ülkenin bütünlüğü egemenliği riske edilmemelidir. 
Bütün toplum olarak, Türkçe konusunda bilinçli ve duyarlı bir duruş göstermeliyiz. 
Güzel Türkçem her çağda her alanda güzeldi ve çok özellikliydi. Gözyaşımız kadar bizim olan, rüyalarımızın, düşüncelerimizin, duyularımızın, anamızın ak sütü bildiğimiz, Türk’ün kalbi, zihni olan güzel Türkçemiz yaşayacaktır.