Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


GÜLMEK VE  DÜŞÜNMEK

Ülkemizin gergin ve ağır sorunlarla dolu havasından ayrılıp bu yazımıza biraz da tebessümle başlayalım istedik.


Ülkemizin gergin ve ağır sorunlarla dolu havasından ayrılıp bu yazımıza biraz da tebessümle başlayalım istedik.

Gülmek ve düşünmek, insanları hayvanlardan ayıran önemli bir özelliktir.

Ağır bir kriz döneminden geçiyorken biraz nefes alalım dedik.

Yetkili kişilerin geçen dönemlerin birinde; “Ekonomimiz büyüdü, milli gelirimiz kişi başına 19 bin dolara yükseldi” diye açıklamalar yapmaları üzerine, Erzurum’da bir çay ocağı önünde vatandaş konuşuyormuş: “Hökümatın adamını dinlirem, bene hac lazım gelir, cüzdana bakirem zekâta muhtaç görinirem.”

Şüphesiz ki halkımız alim değil ama ariftir.

Başka bir Erzurumluya kulak verelim. Bu da duvara asılacak tablo gibi. Diyor ki sevgili dadaşımız:

“Az yiyirem hekime işim düşmir

Düz gidirem hakime işim düşmir”

Başka söze gerek var mı?

 

DOĞRU UYARI

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu ilginç ve beğendiğim bir bilim insanıdır. Bakın ne diyor: “3-5 milyonun yaşayabileceği bir yere (İstanbul coğrafyasını kastediyor) 20 milyon insan yığmışsın, ona su mu yeter?

İklim değişmezse sanki su bol olacaktı.

İklim günah keçiniz değildir.

İklim gelene kadar kendine bir çekidüzen ver!

Bu uyarıları önce yerel yönetimcilerim düşünmeli. Her istenilen yere imar verilmemeli, oraya yeni su ve elektrik talepleri doğar diye düşünmeli.

İstanbul’u göçler ve siyasetçiler mahvetti.”

 

ÜÇ AYAKLI SANDALYE

Ünlü bir sanayiciye, endüstri için en büyük unsurun; çalışmak mı, sermaye mi, yoksa zekâ mı olduğunu sorarlar.

İş adamı şu cevabı verir, “üç ayaklı bir sandalyenin, hangi ayağı daha önemlidir?”

 

EKMEKSİZ YAŞANIR HUKUKSUZ YAŞANMAZ

Milletin yaşı ile devletin yaşı aynıdır.

Bu coğrafyada özgür, onurlu, güçlü ve mutlu şekilde yaşamak istiyoruz.

Bu bakımdan kamplaşmalardan, kin, nefret, ayrışma ortamı ve kültüründen hızla uzaklaşmalıyız. Ayrıca kamu kurumlarının siyasallaşmasından vazgeçmeliyiz.

Öncelikle hukuk temelinde demokratik bir Türkiye hedefine kilitlenmeliyiz.

Tam bağımsız ve tarafsız bir adalet, yargı sistemine oturmalıyız. Güçler birliğini esas almalıyız.

Dünya 4.0 devrimine geçerken bizde bu gerçeği tam olarak hazırlanmalıyız.

Katma değeri yüksek ürünler üretirken, hızla her alan üretken bir ekonomik yapıya geçmeliyiz. Eğitim sistemini buna göre yeniden yapılandırmalıyız.

Evrensel değerlerde tüm özgürlükleri kullanmalıyız.

Hukuk siyasetten üstün olmalıdır.

Toplumda hukukun üstünlüğü, kanun hakimiyeti ve eşitliğinin sağlanması esastır. İnsanlar ancak bu şekilde ahlaka ve güvenliğe kavuşurlar. Dünya güven sıralamasında gerilerde yer alıyoruz. Hukukun üstünlüğü endeksinde 126 ülke arasında 109’uncu sıradayız. Türkiye, basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157’nci sırada kendine yer bulabiliyor.

Siyaset ve ticarette ahlâki zaafların tartışıldığı bir ülkede buhranlar, sorunlar, gerilimler eksik olmaz.

Yargıya siyasilerden tavsiye, talimatın geldiği bir ülkede adalet çöker sonra da devlet çöker.

Hukukun çiğnendiği bir ülkede hiçbir dini ve ahlaki değerin karşılığından söz etmek mümkün olmaz. Devletin dini adalettir.

Hz. Ömer’in “camiyi yık adaleti yıkma” ilkesi hiçbir zaman unutulmamalıdır. “Allah için hakkı ayakta tutmak” ilkesi ne kadar önemlidir.

Toplumsal ve kamusal alanda görevlendirmeler yapılırken; liyakat, adalet ve gayrete dikkat edilmelidir. Bu alanlarda her zaman takvadan önce liyakat gelir. Bu gerçeklere aykırı hareketler dinimize de ters düşmek olur. Burada yapılacak yanlışlıklar ülkemizin geleceğini yok etmektir.

Tüm vatandaşlarımız her hukuk sorunu karşısında; “Ama Ankara’da hakimler var” demelidir.

Allah’ın yardımı üzerimize eksik olmasın.