Bugün, 16 Temmuz 2020 Perşembe

Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


GECİKMİŞ BİR 12 EYLÜL YAZISI

.


12 Eylül 1980 darbesi üzerinden 39 yıl geçti.

Ülkemizin, bu darbeyi her yönü ile yeterince değerlendirdiği, geleceğe dönük dersler çıkardığını söylemek mümkün olmadı.

12 Eylül öncesinin aktörleri de olayı kendi ideolojisine, bakış açılarına, kendilerini aklamaya dönük değerlerince, gerekli çözümleme yapılamadı.

İnsanlar, tarihin rüzgârı karşısında deryalara düşen bir ceviz kabuğu gibidirler.

Ülkemizin tarihi, coğrafyası, stratejik önemi, soğuk savaş çağının yaşanması, iki kutuplu dünyada baş aktörlerin, yurdumuza yönelik hedefleri, 12 Eylül 1980 öncesinde kuşaklarımızın çatışmasında etkili olacaktır.

Emperyalizme karşı çıktıklarını söyleyen ülkücüler ve devrimcilerin neden birbirileriyle çatıştıkları önemli bir sorudur.

Olaylarda yer alanlar, genellikle alt sınıf Anadolu çocuklarıdır. Her iki taraf ideallerinde samimi, gözü karadırlar.

Her iki tarafın çatışması emperyalizmin işine gelmiştir.

?Türk milliyetçilerini Batı, ABD kullandı? tezi doğru değildir. Onları tarihimiz coğrafyamız kullanmıştır. ABD ile birlikte hareket ettikleri iddiaları temelsizdir, hiçbir resmi açıklama, belge, arşiv ile doğrulanamamıştır.

Türkiye´deki terör, dünyanın başat güçleri, servisleri tarafından kışkırtılmıştır.

Terörün karakteri kesinlikle bir sosyal şizofrenidir.

12 Eylül darbesine giden süreçte, Türkiye´nin önemli lider ve partileri de sorumludurlar.

Ülkede olup biteni göremeyen, doğru analiz edemeyen, siyasi çıkar hesaplarıyla hareket eden, fikirsel bağnazlıklarında kendilerini kurtaramayan, basiretsiz, siyasal sorumluluktan uzak, çapsız siyasetçiler, 12 Eylül felaketinin failidirler.

12 Eylül öncesinin Türkiye´si demokratik bir hukuk devleti olsaydı kuşaklar çatışması, terör olmayacaktı.

En iyi darbe yönetimi, en kötü demokrasiye tercih edilir.

12 Eylül öncesinin kanlı olaylarından darbeciler de sorumludurlar. Çatışmaların üzerine gidememişlerdir, dahası gitmemişlerdir. Kendi ifadeleriyle ?birkaç yıl sabrettik, bekledik, amacımıza da ulaştık? diyeceklerdir. Bu ifadenin vatan, millet, insanlık sevgisi ile ilgisi yoktur.

O dönemlerin tüm gençleri, gençliklerini yaşayamadı. Gün görmediler, inançlarının arkasından yürüyüp gittiler. Kara topraklara girdiler, zindanlarda çürüdüler, gelecekleri yok oldu, iplerde son nefeslerini verdiler.

Bir milletin geleceğine kıyıldı.

Sağın da solun da önemli simalarını yok eden, silahları çeken parmakların sahipleri Türk değildi.

Sivas, Çorum ve Maraş kitle olaylarının esas failleri sonradan anlaşıldı ki yabancı servisler ya da onların taşeronlarıydı.

12 Eylül darbesi, milletimizin geleceğini de dönüştürmeyi hedef almıştır. Düşünmeyen, sorgulamayan, basit zevklerle kendini oyalayan, ideal adamı değil, tatlı hayat adamı isteyen, liberal dünyaya uygun bireysel olsun istenmiştir. ?Suya sabuna dokunmayan? fincancı katırlarını ürkütmeyen? ?etliye sütlüye karışmayan? gençlik hedeflenmiştir.

Ülkücüler ve devrimciler, mevcut düzene karşı durduklarından sistem tarafından dışlanacaklardır.

Amaçsızlık, idealsizlik, değerlere özen göstermeyen, aidiyet yoksunluğu ikliminde yeni bir kuşak bu ülkenin gerçek ölümüdür.

Ne yazık ki gençlerin vatanseverlik duyguları sinsice yok edilmek istenecektir.

Devletin temel felsefesi olan Türk milliyetçiliği ezilmek istenmiş, suçlu, yanlış fikir düzlemi olarak topluma gösterilmek istenmiştir.

Zaman içinde Türk milliyetçilerinin mafia tipi yapılara, derin yapılanmalara, cemaatlere yönlendirme çabaları gösterilmesi de ayrı bir konudur.

12 Eylül öncesi olaylar o kadar hızla gelişiyor, atmosfer o kadar ağırlaşıyordu ki hayat bizlere geniş anlamda okumaya, düşünmeye, analiz yapmaya fırsat vermiyordu.

Türk milliyetçileri olarak tarihin gönlümüze, ideallerimize göre akacağına inanıyorduk.

Bizler alabildiğine vatansever, alabildiğine cesur, alabildiğine samimiydik.

Takvim yaprakları hızla koptu, Türk milliyetçilerinin zaman içinde, yeterli edebiyatçısı, sinemacısı, yazarı çizeri olmadığından kendilerini anlatamadılar. Zamanla kabuklarına çekildiler. Bir kısmı başkalarının sofralarına oturdu, bazıları da değişik yabancı vitrinleri süslediler.

Savrulduk.

Aldığımız ağır darbelerle kendimizi bir türlü yenileyemedik. Ülkenin gündemini çizemedik, ağırlık koyamadık.

Yeni projeler, sloganlar, isimler, her soruna çözümler getiren, her resimde var olan portreler çizemedik.

Türk milliyetçilerinin en büyük sorunu kendileridir.

Bir zamanlar birbirimizle ?dünya ahret kardeştik? ?arkadaşlığımız kardeşlik hukukundan bir cüzdü.?

Şimdilerde öylesine savrulduk ki, savrulmaya devam ediyoruz, maziye bakıp durduğumuz yerleri sorguluyoruz.

Dalından koparılan yaprağın kaderini rüzgâr tayin eder.