Bugün, 11 Ağustos 2020 Salı

Yazarın Diğer Yazıları


Nuri KAHRAMAN


EYMÜR’DE CUMÂ, MERKEZ’DE İKİNDİ…

Geçen Cuma oğlum Yusuf Kerem’le berâber namazı Eymür Câmii avlusunda kıldıktan sonra, üniversite imtihanı sürecinde, biz köylerdeyken, ablasıyla şehirde ve de masasına bağımlı kaldığından ona bir nefes, bize de bir gezi olsun diye Ulubey’e niyet kurarak, yola koyulduk.


Geçen Cuma oğlum Yusuf Kerem’le berâber namazı Eymür Câmii avlusunda kıldıktan sonra, üniversite imtihanı sürecinde, biz köylerdeyken, ablasıyla şehirde ve de masasına bağımlı kaldığından ona bir nefes, bize de bir gezi olsun diye Ulubey’e niyet kurarak, yola koyulduk.

Önce, mezar üstüne uğrayıp, bizden evvel gidenlere,  paylaşarak Yâsin, Mülk ve diğer kısa sûrelerden okuyup, başta âile büyüklerimiz olmak üzere cümle ehl-i îman’a bağışladık.

 

ÇONGARA, ÇUKUR; KESTÂNE!…

Hemen yanımızdaki Dereyolu üzerinden, Melet Köprüsü’ne varmadan Şayıp’a döndük. Alt yandan, Çongara, Çukur giderken, Hamdi İnan ve Hâlit Hocalarımız ve Âdem ESEN eniştemizin bulunduğu mezarlıkta da park edip Fâtihalar okuduk. Cümle sâkinlere hediye ettik…

Daha oradayken Ulubey’e baktık. Bak oğlum dedim, Ulubey’in tepe üstündeki ağaçları görüyor musun? Bunlar kestâne ağaçları ve artık kuruyup dökülmeye yüz tuttuğundan rengi kahverengiye dönüşmüş çiçekleri…

Oğlum dedim, köşemize, unutulmaması ve ranta kurban gitmemesi adına özellikle ad olarak seçtiğimiz Kestâne Çiçekleri Ulubey’i Ulubey yapan bir güzellik. Günümüzün materyâlist anlayışında bu ne zamana kadar sürer bilinmez ama, şu pandemi sürecinin bize köylerin, toprağın, ağacın, çiçeğin, yaylaların önemini daha bir öğretmiş olacağı husûsu bu noktada ümitlerimizi artırıyor. Lâkin, ne demişler; “hâfıza-i beşer nisyân ile mâlüldür!”

 

ZİRAAT ODASI’NDAN KÜTÜPHÂNEYE…

Her neyse… Şehre varınca ilk, oğlumun belki kuzenlerini de görmek ümîdiyle, her ikimizin de tanışları bağlamında Ziraat odasına uğradık. Herkes oradaydı. Yoğun, doğrudan gelir başvuru işlemlerinin bitmesi dolayısıyla bizlerle daha rahat ve yakından ilgilendiler.

Yanımda oğlum da olunca, hemen karşıdaki Kütüphâneye uğramamak olmazdı. Bu defâ özellikle gitmek istedim. Çok şükür, kendisi kitaplarla oldukça ilgili ve onlarla bir arada olmaktan hoşlanan bir çocuk. Bu şimdilik daha çok matematik ve fen başta olmak üzere müspet ilimler ağırlıklı olsa da, Ferit DEVELLİOĞLU’nunki gibi büyük sözlükler, ansiklopedik kitaplar da ilgi alanında. Özetle, matematik problemler ve kelimeler, mefhumlar birincil ilgi alanı.

 

ESKİ KİTAPLAR, YENİ MATİKLER!...

Hattâ bakınız, şu an köydeyiz. Biz zâten Nîsan ortalarından bu yana 3 aydır köydeyiz; bu arada çatıda, merdiven altında, mağaza katında vs. kıyıda-köşede bulunan gazete, dergi, ajanda, defter ve de kitaplarımızı elden geçirdik. Tâ 70’li yıllardaki ders kitaplarımızdan bulduklarımızı da bir hâtıra kabîlinden görünüre çıkardık. Yûsuf’un bunlar ilgisini çekti. Şu an elinde benim 73 senesinden Ordu İmam-Hatip Okulu Lise I Kimyâ kitabım var. Ömer BAYIN yazmış. Elindeki kendi kitabı DAHİMATİK yanında bunu da ilgiyle okuyor. Güzel ve de daha detaylı buluyor hem de. Mâlum, şimdikiler test mantığıyla ele alındığı için bilgiler spot niteliğinde oluyor demekki.

HER YERDE VAR DA;  BURASI BAŞKA…

Yazacağımız daha çok şey var. O gün çok verimli geçti. Kütüphânede ortam çok güzel. Bir yöneticiden başka da kimse yok. İnsan üzülüyor. Belki virüs diyeceğiz lâkin, okul zamanları dışında hemen hemen her geldiğimizde böyle oluyor. Kitaplar, dergiler, bilgisayarlar, çocuk odaları, yetişkin bölümleri… Ondan öte, bu binanın ayrı bir sizdenliği ve sıcaklığı var. Ordu’da da gittim geçen gün bir mahalle kütüphânesine ama güzel kitaplar olmasına rağmen hava buradaki kadar mûnis değildi. Bir defâ soğuktu. Klima çarptı diyebilirim. Ama kasdım bu hava değil. Yapının şeklinden mi, her nedense Ulubey’deki kütüphâne daha bir sarıyor insanı. Yerleşim tarzı mı, dizayn mı, odaların ilham ettiği ferahlık mı bilemiyorum; hani derler ya, îzahtan vâreste bir şey bu!…

 

ZİYÂRETLER, TİCÂRETLER, DOSTLUKLAR…

Gelmişken, bir-kaç şey hakkında bilgi almak için Oski’ye, Yedaş’a uğradık. Müftülüğe geçtik. Yeni müftü gelmemiş. Henüz, gelecek isim de belli değilmiş.

Uzaktan Hekimoğlu’nu gördük. Birer ekmek içi yemeden gitmek olmazdı. Söyledik. Hazırlanana kadar karşıya, HAKSEVER ticârete geçtik. Muhammed Bey kardeşe bir selâm verdik. Eski, rahmetli Mevlüt Amca günlerinden konuştuk. Biraz kitaplara göz gezdirdik, biraz da hasbihâl ettikten sonra ayrıldık.

Reklam için söylemiyorum. Oğlumla birlikte yemek, doğal bir şey yemek, talebiyle berâber parayı da kendisinin ödemesinin güzelliği bir yana birebir ürün de çok güzel ve lezzetliydi. Fiyât ta mâkuldü. Kendilerine teşekkür edip ağız tadıyla kalktık.

Bu arada aklıma, kütüphânemde bulunan Râmûz’el Ehâdîs kitabı geldi. Onun 2. Cildi var, 1.si yok. Belki burada vardır diye 2. Kez geçtik HAKSEVER’e. Yokmuş. Diğer kitaplara baktık. Özel bir gelip elden geçirmek gerekiyor. İki kitap alıp ayrıldık şimdilik. Demin zâten bir şey almadan çıkmak içime sinmemişti.

GAZETE YORUM;  ULUBEY’DE SON DURUM…

Hemen karşıda bu defâ gazetemiz. Kapıyı açık görünce sevindik. Zîrâ, ne zamandır hasret kalmıştık. Meğer pandemi döneminde ara verilmiş. Deniz Hanım, bu hafta çıkacağız, yazınızı bekliyoruz dedi. Bu bize müjde gibi geldi. Sizlerle tekrar buluşmanın heyecanıyla tuşlara asıldık.

Bu tarz gidersek o günü anlatamayacağız. Kalanı özet geçelim. Baktım karşıda ne zamandır görmediğim bir âşinâ sîmâ; Nevzat ÇELENK. Selâm verdim; o da baktı, baktı ve hatırladı. Meydan’da epey oturduk, çay içtik. Geçmiş günlerden ve Ulubey’den konuştuk.

Ve ikindi... Sonrasında Muhammed ÖZER Hoca da bize katıldı. Birlikte Mehmet ÇELENK Hocamıza ziyâret ve sohbet plânladık. Devâmını ve de dünyânın bir parçası ve doğal olarak, genel anlamda sükûnetin hâkim olduğunu gördüğümüz Ulubey'e dâir gözlemlerle özlemlerimizi inşâllâh burada ayrıntılarıyla paylaşacağız...

GİDİŞ ŞUAYİP’ten,  DÖNÜŞ AKPINAR…

Ayrıldık ve biz Akpınar üzerinden, yeni yolun devam eden çalışmalar ve güzergâhını ilgiyle izleyerek, bir-kaç güzel saat ve de seyrüsefer yaşamanın hazzıyla Çavuşoğlu, Aydınlar’dan  evimize döndük elhamdülillâh.

Gelecek haftaya da buluşmak, böyle hep güzel duygu ve düşünceleri, bugün yer veremediğimiz kısımlarıyla berâber paylaşmak dileğiyle Allâh’a emânet olunuz, sağlıcakla kalınız sevgili dostlar; wes’selâm…