Bugün, 28 Ekim 2020 Çarşamba


Yazarın Diğer Yazıları


Sefa BAYRAMİÇ


ESKİ DÜNYA VE PANDEMİLİ DÜNYA

Uzun bir aranın ardından hepinize merhaba değerli okuyucular.


Uzun bir aranın ardından hepinize merhaba değerli okuyucular. Bundan sonra yazılarıma yeniden Ordu Vizyon Gazetesinde devam edeceğim. Yazmak bir uğraş olmanın ötesinde bir yaşam biçimi. Bir kere alışınca yazı yazmaya daha bırakamıyorsunuz. Öte yandan söz uçar yazı kalır demişler. Yani yazı, zamanın tanığı olma görevini üstleniyor. Dönemin yaşanan sıkıntılarının, salgınlarının, darbelerinin her şeyin tanığı oluyor yazılar.
Korona virüs salgınının başladığı zamanlar Kadıköy’de yaşamaktaydım. İnsanlık her yönüyle tarihi bir dönemin içindeydi. Duygu ve düşüncelerimi yazarak son yüz yılın en büyük salgın sürecini hem kendi zihin külliyatıma hem de sizlere sunmak istedim. Pandemiyle geçen son yedi ayın içinde maalesef bu virüsten kurtulma yolunda büyük adımlar atamadık. Evet, artık daha deneyimliyiz. Fakat günlük vaka sayılarında ve vefat eden insanlarımızın sayılarında henüz bir düşüş olmadı.
Camdan dışarıya bakıyorum. Günlerden cumartesi, 11 Ekim 2020. Akşam olmuş. Sonbahar artık Ordu’da giderek kendini hissettiriyor. Yaklaşık mart nisan aylarından beri hayatı böyle pencereden seyretmeye alıştık. Sonra biraz rahatladık, maskemizi kolumuza takıp kafelerde kalabalığa karıştık(!). Her şey yolunda(!). Yine de her güne acaba bugün nasıl bir gün olacak diye başlamadan edemiyorum. Mesafesizlik, kollarda maskecilik devam ediyor. Cehalet en rahat ulaşabildiğimiz hizmet. Yedi aydır pandemili dünyadayız.
Çoğu insan İstanbul’un kalabalığından yakınır. Toplu taşımadan ve trafik gürültüsünden dertlenir. Fakat ben severim bunların hepsini. Kalabalıklar içinde yalnız olmayı da yalnızlığımın içinde kalabalıktan bunalmayı da...Kadıköy metro hattından Maltepe’ye giderken sevgili dostum Umut’la metroya binmiştik. Klasik Türk kültürüdür: “Toplu taşımadan inenlere izin vermeden hurraaa diyerek itiş kakış içeri girmeye çalışmak.” Fakat şimdi dolmuşun bile eski tadı yok. Eskiden “kaptan şurdan bir öğrenci, bundan bir tam” gibi gidiyorduk.(yüz liradan bir tam bir öğrenci miydi, hayır abi bir öğrenci sadece, bozuk yok mu, yok...iç dikiz aynasından gergin bakışmalar...) Dolmuş kapısına kadar doluydu. Kafamızı metronun/dolmuşun/otobüsün camına kadar dayardık. Şimdi nerde eski toplu taşıma delirmeleri. Artık pandemi var. İster istemez en relax insan bile takıntı yapıyor.
Başlarda sevdiklerime sarılamasam da artık biraz sarılmaya başladım. Tıpkı diğer şeylerde olduğu gibi rahatladık biraz. Tabi yine de tokalaşırken dirsek tokalaşması yapıyorum. Google'da en çok arananların içinde “aşı ne zaman bulunacak” sorusu yer alıyor. Bunu Google'da 1 milyon kez aratarak zirveye ben çıkardım. İnşallah nüfusumuz azalmadan aşı ortaya çıkar. İşte şimdi üç çocuk politikasının tam zamanı.(!)
Bilirsiniz ki biz Türkler çoğu şeyi herkesten önce anlarız. (Bu arada doğru yazımı “herkeZ” değil “herkeS” şeklinde olacak.) Mesela neyi önceden anladık. Salgının bitiş tarihini ilk biz bildik. Martta salgın çıkınca Nisan sonu bitecek deyip gülüp geçtik. Nisan sonu bitmeyince, sıcakta virüs ölüyor - Haziranda bu iş tamam dedik. Haziranda bitmeyince, Amerika'nın oyunu dedik. Maske satmak için uydurdular, salgın diye bir şey yok dedik. Yani aslında tüm oyunların farkındayız. Ama salgın hala bitmedi. Şimdiki hedefimiz 2021 baharında bitecek iddiası. İnşallah daha erken biter.
Salgının en büyük zararı da kuşkusuz ekonomik yönden oldu. Fakat yaşanan tüm bu zor süreç tamamıyla siyasi yönetime mal edilemez. Toplum olarak bilinçlenmeye ihtiyacımız var. Maske satmak için dünyada bir milyon insanın ölümüne yol açacak bir virüs ortaya çıkarıldığı iddiasından vazgeçmek lazım.
2020’nin baharı ve yazı hiç oldu gitti. Yaşayamadık doğru düzgün. Dünya bir kere daha gördü ki insan sağlığından önemli hiçbir şey yok. Umarım tez zamanda aşı bulunup ülkemize ulaşır. Veya biz buluruz ne fark eder. İnsanlık kazansın yeter ki.
Salgın döneminin en karmaşık konularından birisi de eğitim. Bu karmaşık süreci yönetmek kahvehanede oturup yorum yapmak kadar kolay değil. Gerçekten salgında yüz yüze eğitim en riskli mevzu. Bir eğitimci olarak bunu daha geniş bir yazıda işleyeceğim. Öğretmen meslektaşlarıma ve babama eğitim hayatında kolaylıklar diliyorum.
Son olarak dün ülke basınında bir haber gördüm. Her ne kadar trajikomik olsa da bu haber normalleşme sürecine girdiğimizin belirtisiydi. “Çatıda İntihar Sırası Kavgası” başlıklı haberde, İntihar etmek isteyen bir abimiz kendisiyle aynı yerde intihar etmek isteyen başka biriyle kavga etti. Çok şükür İkisi de intihar edemeden mevzu sona erdi. Olayın görüntüleri Google'da var. Bu iki güzel kardeşimize sağlıklı bir ömür diliyorum. Ama neden böyle gariplikler bizim ülkemizde oluyor?
Vatan bölünmez, bu ülkenin ormanları da askerleri de tükenmez. Yakanlar da yanacaktır elbet. İyi bir hafta diliyorum. Kavga etmeyin, kalabalıklara girmeyin. Sütünüzü için erkenden uyuyun. Ve hepsinden öte sağlıkla kalın.