Bugün, 11 Ağustos 2020 Salı

Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


DURURSAN ÖLÜRSÜN

"Bulduğuna emin” insanlar görüyorum.


"Bulduğuna emin” insanlar görüyorum.

Buldular mı, emin değilim.

Ama aramaktan vazgeçmişlerin rahatlığındalar.

Bilgelik öyle bir handa sonlanacak bir şey değil.

Duran yani hareketliliğini yitirende canlılık da biter.

Yol gidiyorsa, gidilir.

Tarikat veya tarik, yol demektir, sûfî ise yolcu.

Türkmenlerin İslâmlığı da öyleydi.

Göçer-evli (konargöçer demediğime dikkat buyrunuz) hayat onları diri tutuyordu.

Yerleşti-ril-ler, öldü-rüldü-ler.

Çok kızdığımız veya çok yücelttiğimiz Türk liderler sûfî’ydiler.

Şimdikilerle karıştırmayınız, şeyhler de hareket hâlindelerdi.

Muhakkak işleri, uğraşları, seyahatleri olurdu.

Bugünkü şehir ve medeniyet anlayışı hastalıklıdır, şehirliler medenî değiller, bilâkis ölüler.

Ama, sayıları ve nabızları oldukça zayıflasa da, Yörükler henüz hayattalar.

Atomun içinde de ve hatta atom altı parçacıkların da içinde, hücrelerde ve hücreyi oluşturan yapıtaşlarının da içinde bitmez bir hareket vardır.

Kâinatta da daima devinim mevcuttur.

Sütün sağıldıktan ilk 8-10 dk içinde içilmesi gerektir.

İçme suyu ihtiyacının da akan bir pınardan ânlık olarak karşılanması icap eder.

Şişedeki süt veya su, ölüdür.

Henüz arayışın en başında emekleyen batılı düşünürler de “yolda olmaktan” bahsetmişlerdir.

Heteredoks yoldan çıkanı, Ortodoks ise yolda olanı anlatmak için kullanılmıştır. Yenilikçi ve muhafazakâr anlamları sonradan yüklenmiştir.

Yol, yolcu, yolculuk: canlılığa işaret eder.

Yolculuğun bittiği yer bilgeliktir.

Can’ın sırrına erenin ne bulduğunu değil ama “bulduğunu” biliriz.

Orada pozitif bilimlerin ne sözü olabilir, ne görüşü.

Varlığı Var Edende eriyen ve geride bir duman, kül dahi kalmamacasına ölen o kişi sonsuzluğun sırrına ermiştir.

Ölümsüzlük odur.

Ama henüz yol bitmemişken köşke, konağa yerleşen, hanı-kervansarayı son durak zanneden için durum bunun tam aksidir.

Bizim milletimizin tarihî yürüyüşü böyle bir yolculuk idi.

Her biri gökteki yıldızlar gibi yol gösterici olan şeyhler, mürşidler konaklara yerleşip ilimden, irfandan ve dahi yoldan, yolculuktan, yoldaş olmaktan kopunca milletçe burnumuzun üstüne çakıldık.

Kaba ulusçuluk yahut siyasal dincilik, işte görüyorsunuz, yoldan çıkmışlığın somut resmidir.

Çaremiz tekrar harekete geçmektedir.

Yola revan olmaktadır.

Bize sağdan soldan elimize tutuşturulan ve neliğini kimsenin söyleyemediği plastik kıvamında sözde bilgiler değil, Türkmenlerin, yörüklerin, Yesevî Hazretlerinin bilgeliği lazımdır.

Bize; aramak, arayışa koyulmak, bu kızılelmanın peşine düşmek lazımdır.

Kaybettiğimiz ne varsa kadim geleneğimizde, bilgeliğimizdedir.

Fatiha Sûresinde bahsedilen YOLu İslâmdışı ekollerden öğrenemeyiz.

Neyi aradığımız belli, nerede bulacağımız da belli?

Ne diye duruyoruz?

Son tahlilde esas olan; yoldur, yoldaşlıktır, yolculuktur.

Çünkü; Aslolan Yolda Olmaktır.