Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


DEVLETİ SAHİPLENMEK

Dünyada özellikle yakın coğrafyalarda gelişen olaylar ve sonuçları, güçlü devletin ve milletin ne kadar büyük bir nimet olduğunu gösterdi.


Dünyada özellikle yakın coğrafyalarda gelişen olaylar ve sonuçları, güçlü devletin ve milletin ne kadar büyük bir nimet olduğunu gösterdi.

Güçsüz ülkeler insanlarının temel hak ve özgürlükleri, güvenlikleri, gelecekleri, mutlulukları yok oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni son gücümüze kadar sahiplenmek, korumak, milletimizin bütünlüğü ne kadar önemlidir. Bu konuda her çalışmayı yapmalıyız.

Devlet milletin hukuksal örgütlenmesi demektir.

“Din-ü devlet mülkü millet” temel değerlerimizdir.

Din de devlet de insan için, insanı yaşatmak için vardır. Devlet insanı yaşatmak için vardır.

Milleti ayakta tutan devlet, devleti var eden anlamlı kılan da adalettir.

Biz Türkler, devletin ebediyete kadar sonsuzluk anlamı içeren “ebed-müddet” olduğuna inanır, milletimizin asla devletsiz olamayacağını kabul ederiz.

Her daim devletin yanında oluruz ama devletin her yaptığını da kabulleniriz anlamı da çıkarmayız.

Devleti bir zulüm aygıtı olarak asla görmek istemeyiz. Devleti, adalet, hukuk, milli irade, eşitlik, her türlü güveni özgürlüğü sağlayan bir otorite olarak bilmek isteriz.

Devlet, otoritesini bir baba şefkati içinde tüm bireyleri kucaklayarak kullanır, her türlü sosyal yardımlarda bulunur, tüm değerleri korur; o bakımdan biz devlete “devlet baba” deriz.

Devletimizden hak ve özgürlüklerimizin her türlü güvenceye kavuşturulması, sosyal adalet ve güvenliğin sağlanması, bağımsızlığımızın teminini talep ederiz.

Devlet, milletsiz, millet devletsiz olmaz. Her milletin devlet olma bilinci taşıması gerekir. Milletin sahip olduğu tüm maddi ve manevi değerler devlet kurumunda olmalıdır.

Dinimiz, Müslümanlar için devlete ait bir yönetim şekli belirlemez.

Devletin nasıl kurulup, kurumları ile nasıl çalışacağı, dinimizin konusu değildir.

Devletin kuruluşu, işleyişi, çöküşü ile ilgili eksikler hatalar insanların sorumluluğu içindedir.

Rabbimiz, kullarına aklı, temel değer ve kavramları vererek bunlara göre bir yapılanma, yönetme işlevi yapmalarını ister.

İslam, adalet, eşitlik, hak, hukuk, liyakat, biat, şûra, iyiliği emretme kötülükten sakındırma, mülk edinme, hüküm verme gibi kavramları, devletten beklenen işlevler olarak ortaya koyuyor.

Hiçbir zümre ve birey, Allah adına egemenlik iddiasında bulunamaz.

Osmanlı Devleti’nde her şey devlet içindir. Devletin yaşaması ve egemenliği esastır. Devlet olmayınca hiçbir şey olmaz. Din de padişah da devlet olmayınca etkisiz durumda kalır.

Osmanlı Devleti’nde en yüksek dini otorite olan Şeyhülislam, devlete bağlı bir görevlidir, din ile devlet işlerini karıştırmaz, “fetva verme” yetkisi ile görüş bildirir.

Osmanlı egemenliği kimseyle bölüşmez, dini yapılanmalarda buna dahildir. Bektaşiler, Kadızadeliler örneğinde olduğu gibi otoriteye tehdit olduklarında bedelini öderler.

Devleti hiçbir siyasi ve sosyal yapılanmanın ele geçirmesine izin verilemez.

Şu unutulmasın ki, devleti ele geçirmeye çalışanlar, sonuçta devlet tarafından ele geçirilir.

Şüphesiz ki devlet, metafizik anlamda kutsal olamaz. Sonuçta insanlar tarafından oluşturulan hukuki, beşeri bir üründür.

Yine de çok önemlidir. Orta Doğu’da yaşananlar gösterdi ki devleti olmayanın canı, namusu, nikahı, tüm özgürlükleri yok oluyor.

“Baba malından ne fayda başta devlet olmasa” demiş Dede Korkut.

Dündar Taşer’in ifadesiyle, Sakarya Savaşını kazanmamızla, Türk’ün meddi (çekilme) bitmiş, cezri (yükselme) başlamıştır.

Allah, devletimize milletimize güç kudret versin.