Bugün, 6 Mart 2021 Cumartesi


Yazarın Diğer Yazıları


Muhammet SAĞLAM


BİRKAÇ SORUYA CEVAP

Bir arkadaşımızın ödevine yardım ederken ödevdeki sorular dikkatimi çekti, kendimce birkaç cevap verdim.


Bir arkadaşımızın ödevine yardım ederken ödevdeki sorular dikkatimi çekti, kendimce birkaç cevap verdim. Sorular ve cevaplar aşağıdaki gibi.

Bir ulusun dilini korumak için uyguladığı politikalar ne derece doğrudur? Yabancı kökenli kelimelerden dili korumak iyi bir şey midir, kötü bir şey midir? Bir dilin zenginliğini belirleyen unsurlar nelerdir?

Millet dediğimiz muazzam kudretin teşekkül etmesinde muhtelif amiller vardır. Bu amillerin en başında hiç şüphesiz dil gelmektedir. Bu cümle salt pozitivist ve basit bir tahlilden ibaret değildir. Dili, bireylerin anlaşma ve günlük ihtiyaçlarını gidermesi noktasında bir iletişim aracı olarak görmek çok sığ bir yaklaşım olacaktır. Dil her şeyden önce düşünme aracıdır. Düşüncemizin meydana getirdiği zenginlik, her kelimemizin ayrı ayrı haznesinde bir genişlik yaratabilecek, her kelime adeta bir felsefeyi, nazariyeyi ifade eder konuma gelebilecektir. Nitekim kadim Türk düşüncesi bunun bariz örneğidir. Bizler, kelimelerimizi itikadımıza ve yaşayışımıza uygun hale getirerek bir millet ortaya çıkarabildik. Yani millet olmak, ortak bir yaşayış ve mefkureyi aynı dil ile ifade edebilme gücüdür esasında. İnsan nasıl yazarken dili kullanıyorsa düşünürken de dil ile düşünür. Bu düşünme ve düşündüğünü hayatta eylem sahasına aksettirmenin müşterekliği bizi millet yapan değerdir. Meseleye ve sorulan sorulara bu kavrayışla yaklaşırsak her şey daha kolay anlaşılacaktır. İlk soruda bir politikanın uygulanması ne derece doğrudur deniyor. Millet, politik hesaplar ve adımlar neticesinde meydana gelmediği için politika sahasındaki adım ve uygulamalarla kurtarılacak, yön tayin edilecek değildir. Millet, zaten duyuş ve düşünüşünü var oluş amacıyla örtüştürdüğünde dili de ona paralel bir gelişim sürecini takip edecektir. Dolayısıyla dili korumak için bir politikanın uygulanması söz konusu olamayacağından bu soru  doğruluk-yanlışlık gibi cevaplardan münezzehtir.1

Yukarıda bahsetmiştik; her kelime, millet hayatındaki düşünüş ve yaşayışın ürünüdür. Kelimeler, milletin zihninde bir çehreye bürünerek hayat bulur. Örneğin Avrupa’da “doctor” dedikleri şey bizim zihnimizde bir karşılık bulmaz.( Somut nesneleri ifade eden kelimelerde bire bir çeviri yapılabilir ancak düşünceye dair olan kelimelerin farklı dillere çevrilemeyecek olması, aynı yaşayışın ürünü olmadığı için farklı şeyleri ifade ediyor olmasındandır. “Apple” yerine elma demek kolydır ancak soyut kelimelerde o iş öyle sandığımız gibi değildir.) Biz onların “doctor” dediğine hekim deriz. Hekim kelimesinin kökenine baktığınızda hikmetten türediğini görürsünüz. Yani biz Türkler, sadece madde alemine dair bir şifa sunmayız hastaya. Ruha ve bedenedir bizim teklif ettiğimiz şifa. Batılı kafanın öyle bi9r derdi olmadığı için “doctor” kelimesinin onlardaki tezahürü onlara yeterli gelmektedir, bize gelmez. Gelenler varsa onlar Türkçe bir şeyler gevelediklerini zannetmekten öte geçemezler zaten. Bu girizgâhtan sonra ikinci soruyu cevaplandırmak daha da kolay olacaktır. Bir dile yabancı unsurların girebiliyor olması demek, millet diye ifade edilen topluluğun kendi düşünce ve inançlarından bir kopuşun ifadesidir. Kendi inandıklarını artık beğenmediği ve yeterli bulmadığı için hatta gereksiz bulduğu için kendine farklı dillerden yeni kelimeler bulmuştur. Dolayısıyla dili yabancı kelimelerden korumak yerine düşüncelerimizi ve yaşantımızı yabancılıktan korursak millet olma iddiamızı sürdürebiliriz, eğer öyle bir iddiayı gerekli buluyorsak tabii.

Bir dilin zenginliğini, o dille felsefe, edebiyat, sanat yapıp yapamadığınız belirler. İnsanı, toplumu, karmaşık düşünceleri kolay anlatabildiğiniz ölçüde dil zengindir. Duyguları ayrıntılı ve çeşitli kelimelerle anlatabilmeniz, kalıplaşmış cümlelerle hayatın pratiklerini kavrayabilmeniz ve hayatı yönlendirebilmeniz dilin zenginliğini belirleyen unsurlardır. Türkçede halkın günlük yaşantısında kullandığı çeşitli deyim ve atasözleri buna en güzel örnektir. Bu atasözleri ve deyimlerle hemhâl olan her Türk köylüsü esasında bir filozoftur. Bu da en büyük zenginliktir.