Bugün, 28 Ekim 2020 Çarşamba


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


BEN GELMEZ OLDUM

İnsanlık tarihi boyunca, beşerin gözünde; ihtiyaçların belirlenmesi ve bunun için karar alıp uygulamada nefsanî arzuların tatmini (tamahkârlık) kadar etkili bir dürtü olmamıştır.


İnsanlık tarihi boyunca, beşerin gözünde; ihtiyaçların belirlenmesi ve bunun için karar alıp uygulamada nefsanî arzuların tatmini (tamahkârlık) kadar etkili bir dürtü olmamıştır.
Önceleri; doymak, korunmak, üremek amaçlı iken söz konusu dürtünün ânlar değiştikçe iktidar hırsına evrildiğini görüyoruz.
Bizim milletimiz için bu hikâye; aileyi, obayı, soyu ve boyu bir çatının altına sokarak yazılmış, sanılanın aksine akraba topluluklarla işbirliği çok da akla gelmemiştir.
Dahası, aynı çatının altında dahi fitne kazanı hep kaynamıştır.
Buna rağmen, Türklerin, “Devlet Geleneği” olan birkaç millet arasına girmeyi nasıl başardığı büyük bir muammadır.
Hele hele medeniyet olgusunun içeriğini iknâ ediciliğin ötesinde hayran bıraktıracak ışıltısıyla bal peteği misâli olgunlaştıracak faaliyet nasıl vücut bulmuştur, anlamak çok zor.
Düşünün, kutsal olguları paravan gibi kullanan, bu riyakârlığıyla bir de saygınlık uman ve maalesef temin eden ucuz bireyler; siyasete, yasamaya ve yargıya müdahale edebiliyor.
Adalet, farklı kişilere/kitlelere farklı şekilde uygulanıyor.
Bu üç müessesesi yozlaşınca geride kalan kadarıyla kör ve topal “Devlet”e güven yerlerde sürünüyor.
Buna rağmen bugün bile özlemle yâd edilen bir medeniyet manzumesi üretiyor, teklif ve tesis ediyor, asırlar boyu sürdürüyor ve ümit vasfını koruyorsunuz.
Ya bugün?
Bu arızalar giderildi mi?
Yoksa Devlet, zaafları iyi değerlendirmek suretiyle doğuştan iktidar olanların elinde oyuncak mı hâlâ?
Aman efendim, ne münasebet!
Size ben Tayfun Er tarafından yazılan "Erguvaniler/Türkiye'de İktidar Doğanlar" adlı kitabı tavsiye edeyim evvelâ.
Göreceksiniz ki, nice kurumuyla beraber medya sektörü de doğuştan iktidar olanların kontrolünde.
Film, dizi, gösteri, belgesel, yarışma, tartışma, spor, reklâm, haber bültenleri, magazin vs içerikleriyle aynı nasıra basan yayın ve yayımlarda milliyetçi veya muhafazakâr diye damgalanan maskaralar çobandan övgü almak karşılığında rollerinin hakkını veriyorlar.
Sözgelimi türbanlı bir kadının, muhafazakâr hatun imajına eklenen sınırsız görgüsüzlükteki takılarıyla kuyumcu vitrini görüntüsü oluşturuluyor, kamuoyu biçimlendiriliyor.
İslâm ve milliyetçi duygular ile halkın arası açılıyor.
İşe yarıyor mu?
Yaramıyor mu?
Günden güne kokuşuyoruz.
Ölmüşüz, ağlayanımız yok.
Haaa.. Bu vurdumduymazlıkla mutlu muyuz?
Maskeli baloda dışı albenili katılımcıların tamamı kendi içlerinde korkunç bir keşmekeşin pençesinde kıvranmakta.
Sen, ben, o, herbirimiz.
Yaşamanın anlamını yitirdik.
Ne yapıyorsa kendine yapıyor insan, son tahlilde kendinden kopuyor.
İnsanın en temel ihtiyacı ve görevi, insanlaşmaktır.
Kendini gerçekleştirmek, ruhunu beslemektir, nefsine tâbi olmak değil.
Yani, kendimizi bilirsek ki bu çok kolay, bütün mesele çözülecek.
Şeytanın dâvetini kabul etmek aslında Allah'ın dâvetini geri çevirmek demektir çünkü.
Tarih, bu iki dâvette safını belli edenlerin mücadelesinden ibarettir.
O feci gün geldiğinde şeytan: "Kafana silah mı dayadım, dâvet ettim, geldin. Beni suçlayamazsın." diyecek.
“Kıyamet gününde hesap görülüp cennet ve cehennem ehli yerlerine gönderilince şeytan cehennem ehline hitap ederek dünya hayatında Allah’ın gerçek vaadlerine karşılık kendisinin boş vaadlerde bulunduğunu, ancak çağrı yapmanın ötesinde insanlar üzerinde bir etkisinin olmadığını, nefsânî arzularına uyanların yaldızlı vaadlerine kandıklarını belirtecek, onların kendisini değil kendi nefislerini kınamalarını söyleyecek, ne kendisinin onları ne de onların kendisini kurtarabileceğini ifade edecek, dünyada iken kendisine taparcasına boyun eğdikleri yolundaki iddialarını reddettiğini bildirecektir” (İbrâhîm 14/22).
Bazı insanların Allâh'a itaatteki samimiyeti şeytandan bile geri maalesef.
“Bazı insanların” arasında Türkler ve Müslümanlar da var, hem de fazla fazla.
İşe önce kendi içimizden, sonra ailemizden ve milletimizden başlamalıyız.
Ümmet diyen ahmaklar görüyorum.
Nerde yavrum ümmet, nerde?
Kafkas İslâm Ordusunu kuran ve can Azerbaycan'ı teşkilatlandıran Enver ile kardeşiydi.
Ermeni tehciri ile büyük çıbana operasyon yapan da Enver ve arkadaşları idi.
Bugün bu ülkeyi omuzlarında taşıyanlar da onlar.
İşimiz bitmedi, bak o doğru.