Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Reşit AKDAĞ


AYAKLARIMIZ BOŞTA

Türk Devlet Geleneği’nin İslâm ile güncellenmesi sonrasında Hanefî-Maturîdî-Yesevî üçayağı üzerinde yoluna devam ettiği kabul edilir.


Türk Devlet Geleneği’nin İslâm ile güncellenmesi sonrasında Hanefî-Maturîdî-Yesevî üçayağı üzerinde yoluna devam ettiği kabul edilir.

Doğrusu, buna itirazım yoktur, taraftarıyım üstelik.

Ancak açık yüreklilikle söylemem gerekir ki; her üç ayağın ayrı ayrı ve birlikte anlattığı bilgelik konusunda bir uzlaşma söz konusu değildir.

Millet demeye dilim varmıyor, halkın geniş kesimlerinin anladığı ve inandıkları bağlamında üreteceğimiz çözümleme bölük pörçük bir tabloyu somutlaştıracaktır.

Daha acısı, yok sayılan veya unutulmuş bulunan ve bu çözümleme çalışması ile gözümüze sokulacak kadar belirginleşeceği muhakkak “çatışan unsurlar konusu” oldukça rahatsız edici boyutlardadır.

Özetle, halkın bir şey bildiği yok!

İstisnâsı, basiret ve feraset sahibi okulsuz bilgelerdir, ozanlardır, kocalardır, ocaklılardır.

Hâl böyle iken, etrafta, İmam-ı Âzam ve İmam Mâtürîdî’nin siyasete asla teslim olmadığı ve hatta gerektiğinde hakkıyla mücadele ettikleri bilindiği hâlde bu gün bazı müptezel bilim ademlerinin bize Hanefîlik, Mâtürîdîlik ve haddi iyice aşıp Yesevîlik anlatmaya kalkıştıklarını görüyoruz.

Evet, onları görüyoruz.

İnsanımıza izahatta bulunmak özgörevi icabı birkaç kelâm edelim.

Öncelikle, Elmalılı Tefsîri, 1936 baskısı, c.3, s.1749'dan bir alıntı yapalım:

"Biz bu satırları bigayr-i hakkın islâm aleyhine çalışan fransızlara karşı değil, İslâm içün bihakkın çalışmıyan, Allâh'ını, Peygamberini, Dînini, diyânetini, Kitâbını, âhıretini unutub vazîfesini yapmıyan, kendinden geçişmiş cehâlet ve sukût içinde şeytanlara kul olmak vaz'iyyetine düşmüş Müslüman enkâzına âkıbetlerini göstermek içün yazıyoruz. Allâh Teâlâ, Kur'anında zâhirî mü'minleri yehud ve nasârâ ve Sâbiîn gibi mukâbilleriyle bir siyakda ta'dâd etmişdir."

Sarsılmamak, çarpılmamak mümkün değil bu satırları okurken!

“Müslüman enkazına sesleniyorum, sonunuzu gösteriyorum.” diyor merhum ilim insanı.

Görünüşte mümin olup gerçekte şirke düşenlerin Yüce Kitap'ta; Yahudi, Hristiyan ve yıldıza tapanlarla birlikte alındığını hatırlatıyor (bknz 22/el-Hac -17, Elmalılı meâli: Onlar ki iyman ettiler ve onlar ki Yehûdî oldular ve o sabiîler ve o Nesârâ ve o Mecûs ve o şirk edenler her halde Allah her şey'e şâhiddir).

Herhalde siyasal dinciler asla üzerine alınmayacaktır.

Zaten o yüzden çırpınmıyor mu merhum hocamız: "İslâm içün bihakkın çalışmıyan, Allâh'ını, Peygamberini, Dînini, Diyânetini, Kitâbını, Âhıretini unutub vazîfesini yapmıyan, kendinden geçişmiş cehâlet ve sukût içinde ŞEYTANLARA KUL OLMAK vaz'iyyetine düşmüş MÜSLÜMAN ENKÂZINA ÂKIBETLERİNİ GÖSTERMEK İÇÜN YAZIYORUZ."

Gelin görün ki; şeytana kul olma durumuna düşmüş Müslüman enkazının ne duymaya ne de anlamaya niyeti var, maalesef!

Tek dertleri; mal, mül, servet, makam, nepotizm, kumpas, zulüm, ihtişam, gösteriş, alkış, riyâ, faiz.

Ayetle emredilen yani farz olan davranış ve tutumlar yerine bu yollara girenlere ne denir?

Âkıbet mukadder olunca layıklarını bulacaklar muhakkak.

Peki, bu arada Devlet ne yapıyor?

Şu sıralar bölücü partiye yönelik fezlekelerin iyi parti'yi köşeye sıkıştırdığını yumurtluyor yerli ve millî (!) gazeteciler TV'lerde.

İlelebet kan emeceğini zanneden bu cüceler köşeye sıkışanın kendileri olduğunu fark etmiyor.

Eski çamlar bardak olduğundan, deve misali, kendi kanını emerek ölecekler hâlbuki.

Çünkü Devlet nedir bilmezler ve bölücülere sempatileri sonsuz.

Töre karşıtı anlayışın tamamına düşmanız, sadece siyasal dincilerin maskesini düşürüyoruz dersek eksik kalır, tanıma uyan herkes dairenin içindedir, özellikle siyasetçiler, doğrudur.

Cemil Meriç ne demişti?

“İrfanı hisarla kuşatmış Doğu, mabede bezirgân sokmamış. Yıllarca davar gütmüş, odun taşımış çömez... Meşaleyi çetin imtihanlardan sonra tutuşturmuşlar eline. ‘Emanetleri ehline tevdi ediniz.’ demiş din. Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan, asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşları gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor.”

Üstadın sözlerinden sonra şöyle bir düşününce aradan geçen dönemde “aynı tas aynı hamam misâli”, bir arpa boyu yol gidilmediğini tespit ettikçe deliye dönmekteyiz.

Peki, hiç mi bir şey değişmedi merhum Meriç ebedî âleme göçtükten sonra?

Ayaklarımız boşta idi, onu çözmedik, bir de dizlerimizin bağı çözüldü.

Düştük düşeceğiz azizim, anlaman için daha ne olması lâzım?

Vurdun ya dibe, yükselsene!