Bugün, 13 Nisan 2021 Salı


Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


28 ŞUBAT MUHTIRA GİBİ TAVSİYE

Ülkemiz tarihinde halkın yönetiminde söz sahibi olma süreci, Tanzimat Dönemi’nden beri devam ediyor.


Ülkemiz tarihinde halkın yönetiminde söz sahibi olma süreci, Tanzimat Dönemi’nden beri devam ediyor.

Bu süreçte en önemli adımlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde atıldı. Milli egemenlik, milli irade gibi temel kavramlar uygulama girdi, kurumlaştı.

Monarşiden millet egemenliğine geçiş, diğer ülkelerde olduğu gibi bizde de kolay olmadı. Günümüzde de sistem tam oturmuş değil.

Demokrasi sadece bir rejim değil, bir kültür, yaşam biçimi, kurallar sistemidir. Zaman içinde oturması ciddi bir altyapı gerektirmektedir.

Türkiye bir süre tek parti ile gitti. Ülke ve dünya şartları çok partili sistemi uygulamada sorunlarla yaratıyordu.

Ülkemiz, 1946'dan sonra çok partili sistemi hayata geçirme şartlarına, ortamına kavuşmuştu.

Türk demokrasisi zaman içinde önemli müdahalelere kesintilere uğradı.

Halkın seçtiği yönetimlerle, asker, sivil bürokrasi gibi muktedirler arasında çatışmalar yaşandı.

Bunların en önemlisi, 27 Mayıs 1960'da yaşandı. Demokrat Parti yönetimi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mücadelesi ile görevden alındı. Bu askeri darbenin önemli sonuçları oldu. Darbeler, muhtıralar serisi açıldı.

En son 28 Şubat 1997'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin baskısı ile Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller hükümeti istifaya zorlandı.

Bunun diğer askeri darbelerden farkı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymadan, TÜSİAD, medya başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ile “baskı yönetimi” kullanarak, hükümetin görevden çekilmesi sağlanmıştı.

Ankara sokaklarında tanklar yürütülmüş, darbenin önderlerinden Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir “demokrasiye balans ayarı yapıldı” demişti. Yeni tabirle bu bir “post modern darbe”ydi. Evet bu muhtıra gibi darbeydi.

1995 seçimlerinde en çok oy alan Refah Partisi'nin iktidara gelmesi ve Erbakan'ın, başbakan olması, Türkiye'nin egemen güçlerince olumlu karşılanmamıştı.

Görünen o ki darbelerde, muhtıralarda her kesimin bir hata payı vardır. Analizlerin objektif yapılması geleceğimiz için olumlu olacaktır.

Demokratik bir Türkiye sürecinde, darbelerin, muhtıraların savunulamayacağı da başka bir gerçekliktir. Herkes, halka, milli iradeye saygılı olacaktır. “Bana göre demokrasi” anlayışı kabul edilemez.

Hukuk temelinde demokratik bir Türkiye hedefinden vazgeçilemez.

Cumhuriyetin değerleri, halkın milli ve manevi hassasiyetleri, çatıştırılmadan herkes birbirine saygılı olmayı öğrenmelidir. Dinimiz, milli değerlerimiz temelimizdir.

Halkın inançlarına saygı göstermek esastır. Din ve özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmezleridir.

Bu milletin hiçbir ferdi, dini inancıyla, kamu kurumlarının hizmetlerinden faydalanma, bünyede bulunma arasında seçim yapmak zorunda bırakılamaz. Bu zihniyet, insanı, ahlaki, demokratik değildir.

Muhsin Yazıcıoğlu; “millete namlusunu çevirmiş tanklara karşı selam durmayız” diyerek o günlerde milli bir duruş sergilemişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “peygamber ocağı” olduğu unutulamaz.

28 Şubat darbesi, Türkiye'ye sosyo-ekonomik, siyasal bazla önemli zararlar vermiştir. Ülkedeki fay hatlarını daha da derinleştirmiştir.

Sözün özü hedefimiz, demokrasi, insan hakları, bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü, siyasal hoşgörü temellerine dayanan medeni bir ülke olmaktır.

Bu ülke bu devlet bizim. Geleceğimiz birlik, dirlik içinde çok güçlü olmamıza bağlıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini, milletimizin değerlerini, geçmişimizi, geleceğimizi hep birlikte sahiplenmeliyiz.

ABD UTANDIRACAKMIŞ

Amerika Birleşik Devletleri, Arap gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ölümü ile ilgili raporu yayınlayacakmış. Bu olayda baş teşvikçi olan Suudi Prens Muhammed Bin Selman’ı utandıracakmış.

Donald Trump yönetimi, Prens Selman ile iyi ilişkiler içinde olduğu için cinayet dosyasının üstüne pek gitmemişti.

Yeni Başkan Joe Biden, yeni bir tavır belirlediğine göre vardır bir bildikleri ve hesapları.

Orta Doğu satranç tahtasının şahı da veziri de onlar. Yeni bir hamle, yeni hesapların, çıkarların sonucudur.

Prens Selman, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail kontrolünde, karanlık ve olumsuz bir tip. Savunulacak hiçbir yanı yok.

Ne yazık ki Medine, Mekke topraklarında bu adamlar yönetici, İslam dünyası adına hazin bir tablo.

Başkan Joe Biden, Suudlara bir de ayar çekiyor: “İnsan hakları bakımından sorumlusunuz, insan haklarına önem verin” diyor. Ne yazık ki Suudi Arabistan'da insan hakları diye bir kavram olmadığı bir gerçek.

Bu Amerika Birleşik Devletleri ve Batı alemi ne kadar sahte ve yüzsüz.

İnsan hakları konusunda en son konuşacak aslında bunlar.

Dünyanın en büyük terörist devleti olan ABD, bugün Fas’tan Afganistan’a kadar tüm İslam alemini kana ateşe gözyaşına boğuyor, onbinlerce insanı çocuk, yaşlı, kadın katlediyor, sonra da insan haklarından bahsediyor.

Kaşıkçı dosyası için ahkâm kesiyor, bu konuda yapacağı baskılarla yeni tavizler alacağını hesaplıyor.

Siz tarihinize kendi kirli dosyalarınıza bakın.

Başkan Kennedy’nin suikastinde CIA, Pentagon, mafya bağlantısını kamuoyuna açıkladığımız mı?

Müslüman siyah lider Malkom X’in öldürülmesinde Amerikan derin devletinin rolünü dünya ile paylaştınız mı?

Luther King suikastini kimler yaptı buldunuz mu?

11 Eylül saldırılarının tam doğru iç yüzünü dünya ile değerlendirdiniz mi?

Dünyayı sarsan 2008 Amerikan ekonomik krizini planlayan, insanlığı sarsan ekonomik güçlerimizi deşifre ettiniz mi?

Dünyanın dört tarafından tutukladığınız mahkumlara insanlık dışı işkenceler yaptığınız noktasında Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Örgütü’nün uyarılarına cevap verdiniz mi?

Şimdi kalkmış Suudi Arabistan'a insan hakları için ayar veriyorsunuz.

Vardır bir pis hesabınız, çıkardınız.