Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


15 TEMMUZ'U ANLAMAK

Insanlık tarihinde din-devlet ilişkilerini bir dengede tutmak kolay olmamıştır.


Insanlık tarihinde din-devlet ilişkilerini bir dengede tutmak kolay olmamıştır.

Bu süreçte büyük sorunlar kanlı çatışmalar yaşanmıştır.

Tarihimizde ise evrensel ve çağlar üstü olan dinimiz ile yönetim şekli ve kamu düzeni uzlaşması sağlanabilmesi önemli konu olmuştur.

Öncelikle Osmanlı Devleti'ne Bir bakalım.

Osmanlı teokratik devlet değildi. Osmanlı'da din devletin denetimi altındaydı. Başta Şeyhülislam olmak üzere tüm ilmiye sınıfı devletin denetiminde kamu görevlisidir. Şeyhülislamlar din-devlet işlerini birbirine karıştırmazlar. Özellikle yürütmeye müdahale etmemişler, istendiğinde görüş bildirmişlerdir.

Osmanlı Devleti'nde egemenlik asla bölüşülmez.

Osmanlı'da Tüm dinler ve mezhepler serbestçe Yaşar, her türlü özgürlüğe sahiptir ama kamu düzenini asla bozamazlar. Bozmaya kalktıklarında bedeli ağır olur. Kadızadeliler bektaşiler örneklerinde olduğu gibi.

Her şey devlet içimdir. Din de devlet içindir. Bilinir ki devlet olmayınca din de Padişah da ayaklar altında kalır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra şartlarımıza özel bir laiklik uygulamasına geçildi. Din adamları, kamu yönetimi ve siyasi erklere müdahale etmeyecek, devlet ise dini alanı düzenleyip bırakacaktı. Zamanla devlet yine de dini denetime aldı, rejim ile uzlaştırmak istedi.

Zaman içinde uygulamada önemli sorunlar yaşanacaktır.

Dini hayatımızda yer alan tüm yapılanmalar yeni mezhepler, cemaatler, tarikatlar dünyamızın bir gerçeğidir ama dinin kendisi değildir.

Cemaatlere, tarikatlara mensup insanlar, dinlerini istedikleri biçimde yaşarlar. Hakka ve halka hizmet etmek isterler. Bu saygı ile karşılanır ve gayet doğal bir yaklaşımdır.

Insanlık tarihinde, bizim tarihimizde ve 15 Temmuz öncesi Türkiye'sinde de görüldü ki bu tür yapılanmalar güçlendikçe istekler amaçlar genel bakış açıları değişiyor, önemli sorunlara yelken açılıyor.

Zamanla toplumsal bir taban bulan, kendini sosyo-ekonomik olarak güçlü hisseden cemaatler, tarikatlar kamusal alanda da etkili olmak istiyor, siyasal partiler ile işbirliğine giriyor, devlet ve toplum içinde ayrışmalar, ötekileştirmeler adaletsizlikler başlıyor, İlerideki çatışmaların fitilini ateşliyor.

Devleti ele geçirmek, kendine göre yeni bir siyasal yapı kurmak isteyen dini yapılanmalar demokrasi ve toplumsal barış için ciddi bir soruna dönüşüyor.

Cemaat ve tarikat, Türkiye'nin yönetimini sistemini kendine göre şekillendirerek kendileri dışındakileri etkisiz kılmak, ötekileştirmek istediğinde ülkede meydana gelebilecek kargaşalar bir başka beka sorunudur.

Bu yapılanmalar, yargı, mülkiye, güvenlik kuruluşlarını öncelikle ele geçirmek istiyor.

Bir başka nokta da, bu yapılanmalar güçlendikçe, hedef büyütüyor, büyütünce müttefik arıyor ya da dış güçler ve servisler bu oluşumlara çengel takıyor, konu daha da ciddileşiyor.

Sözünözü, din üzerinden siyasi ve ekonomik, sosyal her türlü yapılanmaların, kamusal anlamda varlığına, dinimizin, dini duygularımızın sömürülmesine asla izin verilmemelidir.

Maaşlar devletten, emir şeyhten, önderden olacak, en vahimi alınarak önemli bir kararda şeyhin değişimi, yoksa devletin yasaları mı öncelikli olacak?

Düşünebiliyor musunuz bu ne müthiş bir kargaşadır  Üniversiteye rektör seçilirken şeyhe, öndere sorulmuş. Yargıtaydaki önemli bir dosyanın sonuçlandırılmasını da şeyhin kararı öncelik alınmıştır.

Böyle bir tabloya hiçbir devlet izin vermez.

Hiç kimse masum bir tartışılmaz bir otorite değildir. Rabbimize değil de yarattığı eksik kullarına teslim olmak nasıl bir şeydir? Allah korusun burada dengeler kaçarsa şirke gidilir.

Özgür düşünme, irade koyma yerine birilerine bağlanıp her türlü teslim olma hali kabul edilemez. Özgür olmayan insan olamaz. Aklın Özgür olmazsa, Sonuçta kula kul olmaktan kurtulamazsın.

Efendimize herhangi bir konuda; "bu Vahiy mi?" Diye sorup Kendi görüşlerini de söyleyen sahabelerden, idrak duvarlarını kapatan Birgül beynini başkalarına emanet eden iklimlere nasıl geldik?

İkbal'in dediği gibi; "islam'da dini düşüncenin yeniden teşekkülü" temel noktasını artık çözmeliyiz.

Müslüman, kimseyi efsaneleştirmeyecek, herkesi eleştirecek, sorgulayacak. Düşünmeyen, eleştirmeyen, yalnızca biat eden bireylerin oluşturduğu bir toplum, yüksek bir medeniyet oluşturamaz, ilerleyemez Birgül insanlığa bir olumlu katkıda bulunamaz.

Hiçbir alanda asla özne olamaz, etken değil edilgen olurlar.

Aliya İzzet Begoviç diyor ki; "ben olsam Müslüman doğudaki tüm mekteplere eleştirel düşünme dersleri koyardım. Batının aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir birçok zaafım kaynağı budur. "

Her müslüman yetkili hesap soracak, hesap verecek.

15 Temmuza nasıl geldik? 15 Temmuz öncesi ve sonrası islam dini hangi zararları gördü?

Türkiye bu sorulara gerektiği gibi eğilmedi, cevap aramadı.

Bu sorulara sağlıklı cevaplar bulursak, gereken dersleri çıkartırsak gelecekte 15 temmuz'lara gelme tehlikelerin önleriz.

Önemli olan 15 Temmuz ları yaratan iklim ve ortamları ortadan kaldırmaktır.

15 Temmuz öncesi siyasetçileri, aydınlar kusurludur. Herkes Allah rızası için öz eleştirilerini yapmalıdır.

Bir sözümüzde akademisyen din adamlarımıza ve diyanet yetkililerine. 15 temmuz'dan Sizlerde sorumlusunuz. "Diyanet olarak geç idrak etmenin derin teessürü içindeyiz." Demekle kurtulamazsınız.

Allah için konuşmayan, kullardan korkanlar hesabı kendileri vereceklerdir.

Sözümüzü bağlayalım.

Devleti devlet yapmanın yolu;adalete, hukuka, liyakate uymaktır. Bu kavramlar dikkate alınmazsa, 15 temmuzlar riski her zaman vardır.

Allah'ın yardımı üzerimize eksik olmasın.