Bugün, 16 Temmuz 2020 Perşembe

Yazarın Diğer Yazıları


Kenan ÇAKMAK


İŞÇİLER VE TÜRKÇÜLER


1 Mayıs işçilerin, 3 Mayıs Türkçülerin anlamlı günüydü.

İşçiler, bayram yaparken; Türkçüler, geçmişin baskılarını, tutuklamalarını, işkencelerini, yargılamalarını hatırladılar.

Takvimler geçiyor, zaman akıyor, tariğh hiçbir şeyi unutmuyor, yazıyor.

Alınteri dökmek, emek sarf etmek, ülkesini, devletini, milletini değerlerini savunmak insanoğlunun kendisidir, erdemidir.

İnsan emeği ile üretilen her türlü değer kıymetlidir, kutsaldır. Tabiki meşru ölçülerde.

Emeğin sömürülmesi ise asla kabul edilemez, insanlık dışı bir eylemdir.

Günümüzde ?ziğin emeği? de ?kol emeği? kadar değerlidir, alanına göre dahada kıymetlidir.

Emeği ile çalışan insanların her türlü hak ve hukuku, güvenliği, geleceği garanti altına alınmalıdır. Bu konudaki istismarlar önlenmelidir.

Emek sahiplerinin örgütlenmesi, emeğin ve çalışanın değerini artırır. İşçilerimizin hakkını alamadığı, sömürüldüğü, haksızlıklara ve baskılara uğradığı, iş güvencesinin sağlanmadığı bir yapıyı asla kabul edemeyiz.

İnsanların çalışarak meydana getirdiği birikim, hak ve hukuk, adalet ölçüsünde paylaşılmalıdır.

Bu da ancak demokratik hukuk devleti temelinde, yüksek kültür sahibi toplumlarda, güçlü sivil toplum kuruluşlarının olduğu düzende olacaktır.

Helalinden, meşru zeminde çalışan her karşılığında saygıyı da hak eder.

Çalışan helal kazanan Allah´ın dostudur.

3 Mayıs 1944 Türkiye´de milliyetçilerin hapislere doldurulduğu, işkencelere tabi tutulduğu olayların tarihidir.

Türk milliyetçileri 65 oturum süren ?ırkçılık-turancılık davası? olarak bilinen yargı süreci sonunda 1945´te çeşitli cezalara çarptırıldılar.

?Irkçılık-turancılık davası? Türk tarihine siyasi ve hukuki anlamda bir leke olarak kaydedilmiştir.

Bu topraklarda Türk olmak, Türklüğün değerlerini savunmak her zaman bedel ödemeyi gerektirmiştir.

Tarihimiz, coğrafyamız, dinimiz kaderimizi belirliyor.

Türkçülük, Osmanlı Devleti´nin son yüzyılında dağılma sürecinde ortaya çıkan bir fikir hareketidir.

Devletin çökmesine, azınlıkların milliyetçilik hareketlerine karşı oluşan doğal bir tepkidir.

Türkçülüğün ortaya çıkmasına yabancı Türkologların da etkisi olmuştur.

Ahmet Vefik Paşa, Mustafa Celaleddin Paşa, Süleyman Paşa, M. Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Necip Asım, Yusuf Akçora, M. Emin Resülzade Türkçülüğün gelişmesinde etkili olmuşlardır.

Türkçülük, Balkan Savaşı, İttihat Terakki ile daha da güçlenecektir.

Türkçülük, Kuvayı Milliyenin, Kurtuluş Savaşı´nın temeli olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, ?Türk milliyetçiliği? esası üzerine bina edilecektir.

Türk milliyetçiliği 12 Eylül 1980 darbesi sonrası ağır bir bunalım yaşayacaktır.

Devletin kendilerine karşı 12 Eylül sonrası uyguladığı her türlü eylemi, yöntemi, politikayı milliyetçiler anlamakta zorlanacaklardır.

Onlar, her zaman devletten yana olmuşlardı.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaklardır.

Şurası bir gerçektir ki Türk milliyetçileri hala 12 Eylül ve sonrası ile hesaplaşamadılar, yüzleşemediler, o günlerin net bir analizini yapamadılar.

Maalesef kendilerini anlatamadılar bile.

Bayraklara kumaş olmuş gençler asıldı, zindanlarda çürütüldü, gelecekleri yok edildi.

?Türk milliyetçileri, ülkücüleri sokaktan  çekiyoruz? diyerek, aslında ülkenin gündeminden çektiler.

Duygusal milli yaklaşımlar, içine kapanma hali ile durum idare edilmeye çalışıldı.

Kendilerini yenileyemediler, ülkenin konuştuğu projeler, fikirler, eylemler ortaya konulamadı.

Türk milliyetçileri, küreselleşme çağı karşısında yeni fikirler, önlemler, düşünceler üretmekte zorlandılar.

Başkalarının yaptıklarını eleştirmekle, laf yarışına girmekle, polemiklerin içinde boğulmakla zamanlar enerjiler tüketildi.

Milliyetçiler, birbirlerini harcamakla vakit geçirirken, düşünce hayatımıza gıpta edilir kıvamda, yeterli sayıda entelektüeller ortaya çıkamadılar.

Durum muhakemesine kendimizden başlayacağız.

Türk milliyetçilerinin en büyük meselesi, Türk milliyetçileridir.

Milliyetçiler horlanıyor, sakıncalı sayılıyor, bürokraside yer almaları engelleniyor.

Türk milliyetçileri güce tapmaz, hakka tapar, mazlumu kaldırır, kıblesi doğrudur.

Dünyanın efendilerine kılınmaz, İbrahim´in ateşine su taşıyan karınca tarafı olur, safını da belli eder.

Günümüzde onları zor bir gelecek bekliyor.

Geleceğin Türkiye´sinde birileri, onları siyaset sahnesinden ve ülkenin gündeminden atmaya gayret edecektir.

En vahimi kendi içlerinde yılgınlaştılar, bölündüler, dünya ahiret kardeşlik hukukundan uzaklaştılar. Bir felakete doğru sürüklenmektedir.

Kurtulmak için kapasiteleri, imanları vardır.

Yeni yol ve yöntem, yeni bir inanç heyecan ekseninde kucaklaşmak ve bütünleşmektir.

Rahmetli Durmuş Hocaoğlu´nun dediği gibi; ?Ey Türkler; Ya ikinci Endülüs ya da ikinci Ergenekon olma çizgisindesiniz.?

Allah´ın yardımı üzerimize eksik olmasın.